18 Ağustos 2017 Cuma

Babil kulesi

Dünyanın 7 harikasından birisi; Babil Kulesi.
Tanrıya erişebilmek için yapılmış yüksek kule.

Babil Kulesi Tevrat'ta, Kur'an'da ve dünyanın birçok bölgesinde yerel efsanelerde bahsi geçen, Tanrı'ya ulaşmak için inşa edilen kule.

Yeri göğe bağlayan kutsal ağaç

Dünyanın yedi harikasından biri sayılan ve Babil'in Asma Bahçeleri içinde bulunan Babil Kulesi, Tanrı Marduk adına yapılmıştır.
Sümerliler, yükseklere taparlar ve yer ile göğü bağlayan kutsal bir ağacın varlığına da inanırlardı.
Sümerliler yeri göğe bağlayan bu ağacı temsil eden ve Tanrıdağı dedikleri kuleyi zamanımızdan 5.000 yıl kadar önce yapmışlardır.

Babil kulesini çocukluğumuzdan beri biliriz. 
Bildiğimiz bir Babil kulesinin olduğu!
Bir çeşit kulak dolgunluğunda kalmış. Bende böyle olmuştu, sonra eski uygarlıklara ve yaptıklarına, arkeolojiye merak salınca güzellikleri de tanımış oldum. Merak ettiklerimi, şaşırdıklarımı, buldum.
Bu güzellikler içinde kayboldum.
Tam kaybolmadan sizleri de bu güzelliklerden nasiplendirmek istediğimden, aklıma gelenleri köşelerimde sizlere paylaşmaya başladım.

Bu gün sizlere bir çok din kitabında, tarih kitaplarında adı geçen bu kuleyi anlatmak istiyorum.
Taşlar 2012-Kıyamet kitabımda Tanrı Marduk’u detaylı olarak anlattım. Kitabım henüz yayınlanmadı. Yayınlandığında sanıyorum beni daha iyi anlayacaksınız.
Bu kule de Tanrı Marduk için yapılmış.

Sümerliler yapmışlar, beşbin yıl önce! Bizlerin Babil Kulesi dediğimiz bu yere onlar Tanrıdağı diyorlarmış.
Sümerlilerin yükseklere taptıkları yazılı. Üstelik yeri ve gökyüzünü birbirine bağlayan bir kutsal ağacın bulunduğuna inanırlarmış. Babil Kulesini işte böyle düşünüyorlarmış. Bu bir çeşit yeri göğe bağlayanmış. Bu arada Sümerce de Babil kelimesinin anlamı da Tanrı Kapısıymış.
Bu muhteşem kule bu güne kadar kalsaydı çok güzel olurdu ama ne yazıkkı kalmamış. Kalıntılar ve taş tabletlerden öğrenilmiş ne biliniyorsa!
Babil’i bir çok kral fethetmiş. Nerede ise hepsi bu dünyanın 7 harikasından biri sayılan muhteşem eseri her defasında yenilenmesine rağmen yıktırmışlar.
Ne büyük vahşet.
Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettiğinde;
Bir tek taşa, toprağa, yapıya zarar vermemiş, verdirmemiş. Bu konu ile minik bir anlatıyı aktarmak istiyorum.
Ayasofya’yı İstanbul’a girer girmez ziyaret eden Fatih Sultan Mehmet, çıkışta bir askerin bir eseri tahrip etmeye başladığını gördüğünde müthiş öfkelenmiş.
“Çabuk ellerini çek o kıymetli eserin üzerinden” diye kükremiş.
Onun için İstanbul’da hala Bizans eserleri günümüze kadar gelmişler. Korunmuşlar, gözetilmişler. Ayasofya cami olduğunda bile duvarlardaki resimleri Fatih Sultan Mehmet kazıtmamış, üstüne sadece badana yaptırmış.
Büyük devlet adamı Fatih Sultan Mehmet, ruhu şad olsun.

Babil Kulesini yıkanlar geride sadece taş yığıntılar bırakmışlar.
Çok zamanlar sonra Büyük İskender orayı feth ettiğinde kalıntıları görünce orada öylece kala kalmış. Kalıntıların bile etkisinde kalıp uzun uzadıya izlemiş.
Sonra eski haline getirmeye karar vermiş.
Düşünün yapının görkemini! 10.000 kişi iki çalışmış molozları temizlemek için.
Ne yazıkki Büyük İskender’in ömrü yetmemiş bu muhteşem kuleyi yenilemeye. Ondan sonrada kimse bir daha o kuleyi yeniden yapmayı düşünmemiş.

Kuleyle ilgili bazı notları aktaracağım sizlere…

Babil Kulesi’nin temeli 90 metre genişlikteydi.

Yüksekliği de yine 90 metre olan kule 7 katlıydı.
Yükseldikçe katlar daralıyordu.
Birinci katı 33 metre, ikinci katı 18 metre, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı katları 6′şar metre olan kulenin en üst katı 15 metreydi.

En üst kat Babil tanrısı Marduk için yapılmış bir tapınaktı.

İnançlarına göre Marduk insanlara ancak orada görünürdü.

Onun görünmesine basit ölümlüler dayanamazdı.
Onun için tapınmaya gelen halk birinci kata çıkar, daha üst katlara yalnız rahipler çıkardı.

Marduk için hazırlanan en üst katta bir “Yemek Yatağı” vardı.

Yemek yatağının önünde altın kaplı bir masada bulunuyordu ama tanrı Marduk yemeğini bu masada yemezdi.

Çünkü tanrılar ve asiller yemeklerini oturarak değil, yatarak yerlerdi.

Eski Yunan ve Roma kibarları yemeği yatarak yeme  adetini Babillilerden almışlardı.

Tanrı Marduk için yapılan odada, her gece, şehrin en güzel kızı bulunuyordu.

Marduk gelirse bu kız onu karşılayacak, hizmet edecekti.

Kule 85 milyon tuğladan yapılmıştı.
Çevresinde rahip sarayları, ambarlar, misafir odaları ve yine tanrı Marduk için yapılmış bir başka tapınak olan Esagila’ya giden, aslan heykelleriyle süslü bir geçit ve dini tören yolu vardı.

20 metre yükseklikteki bu tapınak, eni 450,  genişliği ise 550 metre olan bir alanı kaplıyordu.

Kazılar sonunda meydana çıkarılan asma bahçelerin kalıntıları da Babil Kulesi’ne pek uzak değildi.

Ninova’da, kral Asurbanipal kitaplığında ele geçen ve “Babil Şehrinin Tarihi” adını taşıyan çivi yazılı bir metinde,

Babil’de 53′ü büyük, 650’si küçük olmak üzere 703 tapınak, 360 sunak, 2 ayin yolu, 24 büyük cadde ve 3 kanal bulunduğu yazılıdır.

Şehir dörtgen bir plana göre kurulmuştu.

Biri iç, öteki dış olmak üzere 16,5 kilometre uzunluğunda iki surla çevriliydi.

Surların dışında, bütün şehri çevreleyen su hendekleri  vardı.(alıntı)

Bir başka muhteşem güzellikte buluşuncaya kadar güzelliklerle kalın…



Nazan Şara Şatana

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder