Babil kulesi
Dünyanın
7 harikasından birisi; Babil Kulesi.
Tanrıya
erişebilmek için yapılmış yüksek kule.
Babil Kulesi
Tevrat'ta,
Kur'an'da ve dünyanın birçok bölgesinde yerel
efsanelerde bahsi geçen, Tanrı'ya ulaşmak için inşa edilen kule.
Yeri göğe bağlayan kutsal ağaç
Dünyanın yedi harikasından biri
sayılan ve Babil'in Asma Bahçeleri içinde bulunan Babil Kulesi, Tanrı Marduk
adına yapılmıştır.
Sümerliler, yükseklere taparlar ve yer
ile göğü bağlayan kutsal bir ağacın varlığına da inanırlardı.
Sümerliler yeri göğe bağlayan bu ağacı
temsil eden ve Tanrıdağı dedikleri kuleyi zamanımızdan 5.000 yıl kadar önce
yapmışlardır.
Babil
kulesini çocukluğumuzdan beri biliriz.
Bildiğimiz
bir Babil kulesinin olduğu!
Bir
çeşit kulak dolgunluğunda kalmış. Bende böyle olmuştu, sonra eski uygarlıklara
ve yaptıklarına, arkeolojiye
merak salınca güzellikleri de tanımış oldum. Merak ettiklerimi, şaşırdıklarımı,
buldum.
Bu
güzellikler içinde kayboldum.
Tam
kaybolmadan sizleri de bu güzelliklerden nasiplendirmek istediğimden, aklıma
gelenleri köşelerimde sizlere paylaşmaya başladım.
Bu gün
sizlere bir çok din kitabında, tarih kitaplarında adı geçen bu kuleyi anlatmak
istiyorum.
Taşlar 2012-Kıyamet
kitabımda Tanrı Marduk’u detaylı olarak anlattım. Kitabım henüz yayınlanmadı.
Yayınlandığında sanıyorum beni daha iyi anlayacaksınız.
Bu kule
de Tanrı Marduk için yapılmış.
Sümerliler
yapmışlar, beşbin yıl önce! Bizlerin Babil Kulesi dediğimiz bu yere onlar Tanrıdağı
diyorlarmış.
Sümerlilerin
yükseklere taptıkları yazılı. Üstelik yeri ve gökyüzünü birbirine bağlayan bir
kutsal ağacın bulunduğuna inanırlarmış. Babil Kulesini işte böyle
düşünüyorlarmış. Bu bir çeşit yeri göğe bağlayanmış. Bu arada Sümerce de Babil
kelimesinin anlamı da Tanrı Kapısıymış.
Bu
muhteşem kule bu güne kadar kalsaydı çok güzel olurdu ama ne yazıkkı kalmamış.
Kalıntılar ve taş tabletlerden öğrenilmiş ne biliniyorsa!
Babil’i
bir çok kral fethetmiş. Nerede ise hepsi bu dünyanın 7 harikasından biri
sayılan muhteşem eseri her defasında yenilenmesine rağmen yıktırmışlar.
Ne büyük
vahşet.
Fatih
Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettiğinde;
Bir tek
taşa, toprağa, yapıya zarar vermemiş, verdirmemiş. Bu konu ile minik bir
anlatıyı aktarmak istiyorum.
Ayasofya’yı
İstanbul’a girer girmez ziyaret eden Fatih Sultan Mehmet, çıkışta bir askerin
bir eseri tahrip etmeye başladığını gördüğünde müthiş öfkelenmiş.
“Çabuk
ellerini çek o kıymetli eserin üzerinden” diye kükremiş.
Onun
için İstanbul’da hala Bizans eserleri günümüze kadar gelmişler. Korunmuşlar,
gözetilmişler. Ayasofya cami olduğunda bile duvarlardaki resimleri Fatih Sultan
Mehmet kazıtmamış, üstüne sadece badana yaptırmış.
Büyük
devlet adamı Fatih Sultan Mehmet, ruhu şad olsun.
Babil
Kulesini yıkanlar geride sadece taş yığıntılar bırakmışlar.
Çok
zamanlar sonra Büyük İskender orayı feth ettiğinde kalıntıları görünce orada
öylece kala kalmış. Kalıntıların bile etkisinde kalıp uzun uzadıya izlemiş.
Sonra
eski haline getirmeye karar vermiş.
Düşünün
yapının görkemini! 10.000 kişi iki çalışmış molozları temizlemek için.
Ne
yazıkki Büyük İskender’in ömrü yetmemiş bu muhteşem kuleyi yenilemeye. Ondan
sonrada kimse bir daha o kuleyi yeniden yapmayı düşünmemiş.
Kuleyle
ilgili bazı notları aktaracağım sizlere…
Babil
Kulesi’nin temeli 90 metre genişlikteydi.
Yüksekliği
de yine 90 metre olan kule 7 katlıydı.
Yükseldikçe
katlar daralıyordu.
Birinci
katı 33 metre, ikinci katı 18 metre, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı
katları 6′şar metre olan kulenin en üst katı 15 metreydi.
En
üst kat Babil tanrısı Marduk için yapılmış bir tapınaktı.
İnançlarına
göre Marduk insanlara ancak orada görünürdü.
Onun
görünmesine basit ölümlüler dayanamazdı.
Onun
için tapınmaya gelen halk birinci kata çıkar, daha üst katlara yalnız rahipler
çıkardı.
Marduk için hazırlanan en üst katta bir “Yemek Yatağı” vardı.
Yemek
yatağının önünde altın kaplı bir masada bulunuyordu ama tanrı Marduk yemeğini
bu masada yemezdi.
Çünkü
tanrılar ve asiller yemeklerini oturarak değil, yatarak yerlerdi.
Eski
Yunan ve Roma kibarları yemeği yatarak yeme adetini Babillilerden
almışlardı.
Tanrı
Marduk için yapılan odada, her gece, şehrin en güzel kızı bulunuyordu.
Marduk
gelirse bu kız onu karşılayacak, hizmet edecekti.
Kule
85 milyon tuğladan yapılmıştı.
Çevresinde
rahip sarayları, ambarlar, misafir odaları ve yine tanrı Marduk için yapılmış
bir başka tapınak olan Esagila’ya giden, aslan heykelleriyle süslü bir geçit ve
dini tören yolu vardı.
20
metre yükseklikteki bu tapınak, eni 450, genişliği ise 550 metre olan bir
alanı kaplıyordu.
Kazılar
sonunda meydana çıkarılan asma bahçelerin kalıntıları da Babil Kulesi’ne pek
uzak değildi.
Ninova’da, kral Asurbanipal kitaplığında ele geçen ve “Babil Şehrinin Tarihi” adını taşıyan çivi yazılı bir metinde,
Babil’de
53′ü büyük, 650’si küçük olmak üzere 703 tapınak, 360 sunak, 2 ayin yolu, 24
büyük cadde ve 3 kanal bulunduğu yazılıdır.
Şehir
dörtgen bir plana göre kurulmuştu.
Biri
iç, öteki dış olmak üzere 16,5 kilometre uzunluğunda iki surla çevriliydi.
Surların
dışında, bütün şehri çevreleyen su hendekleri vardı.(alıntı)
Bir
başka muhteşem güzellikte buluşuncaya kadar güzelliklerle kalın…
Nazan Şara
Şatana

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder