Mübarek Ramazan ayında NEFSİMİZE
sahip olmamız gerekir.
Ramazan
ayının ortalarına doğru ilerliyoruz. Bazılarımız hızla geçtiğini sevinerek
söylerken bazılarımız zor geçiyor diyor. Allah herkesin yardımcısı olsun. Ne
kadar güzeldir oruç tutmak, ne kadar güzeldir Ramazan ayını tam hakkı ile
yerine getirmek.
Ramazan
bütün her yerde bolluğu, bereketi ile gelir.
Telaşı
güzeldir, iftarda içilen suyun lezzeti hiçbir şeyde yoktur.
İftarda
yemekten sonraki çayın tadı on bir ayda var mıdır ki, suyun tadı olsun?
Yemekler
çoktur, çeşitlidir, heyecanladır.
Yemekler
nasıl heyecanlı olur?
Olur
neden olmasın? Mübarek Ramazan ayının bu uzun günlerde Allah rızası için aç
kalmış Müslümanlara ikramdır.
Daha
ne olsun?
Güzel
ülkemizin bütün şehirlerine Ramazan zenginliği ve haşmetiyle gelir. Bünyelere
ve bütçelere göre iftarlara hazırlanılır. Şurası muhakkaktır ki diğer aylardan
farklıdır iftar ve sahur sofraları. Yemekler daha lezzetlidir, sofralarda daha
bereketlidir.
Maşallah.
İstanbul’da
Ramazan farklı ve çok güzel...
Şimdilerde
bu kocaman şehirde küçücük kalan bizlerin gördükleri muhakkak ki eskiye göre
çok az. Şehir çok büyük, çok kalabalık, çok telaşlı. Hep bir koşturma halinde
olan İstanbullular ve İstanbul’da olanlar bu dünyanın en güzel kentinin
güzelliğinden bihaber yaşıyorlar.
Osmanlı
Ramazanlarını sıkça yazmaya çalışıyorum.
Nasılmış
o zamanlar bu çılgın kalabalık olmadan,
Bu
kısalmış zamanların telaşlı ruh halleri insan bünyelerini kaplamadan, iş stresi
birçok önemin önüne geçmeden?
Nasıldı?
Gerard
de Nerval isimli Fransız bir yazar o kadar güzel anlatmış ki, eskinin
ramazanlarını bende sizlere okuduklarımdan aklımda kalanları aktarayım istedim.
Bu mübarek
günde belki birkaç dakika okuma zamanınızı bir sürede hayallerinizi süsler,
zamanın geçmesine de bir miktar katkım olur. Fransız yazar ‘Ramazan Geceleri’
adlı bir eser yayınlamış.
Hilal görüldüğünde Ramazan başlar.
Akşamları Tophane’den, limandan
toplar atılır.
Mahyalar yanar.
Minareleri kandiller aydınlatır.
Ramazan gecelerinde özellikle
camilerde toplu namazlar kılınır.
Ramazan gecelerinde eğlenceler
vardır.
Karagöz, Hacivat oynatılır.
Su çeşnicileri vardır, bunlar suyun
tadından anlayanlardır.
Mısır’dan getirilen Nil suyu çok
rağbet görür.
Meddahlar vardır. Kahvehanelerde,
İslami görüş, dini anane ve efsaneler anlatırlar. Şiirde okurlar.
Kahvehanelerde çubuk ve nargileler
vardır. Ayrıca meddah oyunun arasında ara verir o sırada şerbet ve tütün
içilir.
Meddahla gelen küçük çocuk
izleyicilerden para toplar.
Hikâyenin devamı ertesi güne
bırakılır.
Ben
yazarın kitabından küçük notları aktardım sizlere.
Bunlar
aslında bilmediklerimiz değil, unuttuklarımız. Büyüklerimiz boşuna ‘ah o eski
Ramazan’lar ’demiyorlardır elbette. Hepimizin büyükleri vardır yâda zamanında
söylemişlerdir. Bizlerin yapması gerekenler bizden sonrakilere de bu
güzellikleri aktarabilmek.
Yazar
gözlemlerinde o kadar farklı şeylerden de söz etmiş ki, okudukça ‘ah o
güzellikler’ dememek mümkün değil.
Bence
en önemlisi insan sevgisi, insana duyulan saygı…
Ne
yazık ki yitirdiklerimizin içinde ilk sırayı saygı alıyor herhalde.
Oruç
tutanlar başkaları için değil kendileri için tutuyorlar.
‘Oruçluyum
ondan asabiyim’ ne kadar aciz bir savunma. Ne demek oruçluyum’a sığınmak?
Kendin
için tuttuğun orucu başkalarının kalbini kırarak kazanamazsın. Neyi
kazanamazsın? Elbette orucun sevabını.
Oruç
bir çeşit nefis terbiyesi ise, bu terbiyenin içine sadece aç kalmak girmiyor.
Bunun içine sabır da giriyor, iyi niyet, hoşgörü, sevgi ve en önemlisi saygı.
Kendine
saygı duyulmasını isteyenler etraflarına saygı göstermek durumundadırlar.
Oruç
işte bu anlamda çok güzeldir, bunun için on bir ayın sultanıdır. Bunun için
MÜBAREK’tir.
Nefsimize
sahip olmak Mübarek Ramazan ayında olması gerekendir.
Nazan Şara
Şatana
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder