18 Ağustos 2017 Cuma

NAZAN ŞARA ŞATANA DEDİ Kİ:
DAR SOKAKLAR



Dar sokaklarda aramıştım kendimi
Heyhat yok! Ben olmamışım, o zaman nefes alan kim?
Seven kim, omzunda bir garip kuş dolaşan kim?
Kalbi çarpan hatta âşık, hatta sevdalı, hatta ağlamaklı olan kim?
Taşlı yollarda yürüyen ben değilim, hiç yürümedim ki, görmedim ki,
O taşlarla ayakkabının çıkarttığı ses ne?
Taşların karışık boyutlarını gören gözler kimin?
Taş aralarından fırlamış bir iki yeşilin, bilinmeyen tonundaki otun
Güzelini, kırağı çalmış halini bilen kim?
Hisseden, beğenen, hayranlık duyan kim?
Yer taşlar, dar sokak, hemen ev taşlar birbirine eşit olmayan!
Beyazın eski, grinin kirlenmişi, siyahın soluk hali.
Sert, asık, kızgın hatta yorgun, hatta bitkin bakan duvarlar,
Üstünde ahşabında yorulmuş, solmuş,
Dışından güneşi, havayı, sesleri buyur eden pencere,
Hanımların birinden, belki de en güzelinden
Oyalanmış perdesi havadan, esintiden, belki de rüzgârdan
Titreyen pencerenin güzelliğini gören kim?
Ben değilsem kim? Ben değilsem kalbim neden sıla da gibi,
Ben değilsem kalbim neden vuslatta…
“Eee be şaşkın. Bunu bilmeyecek ne var.
Sen hiç oralarda olmadın ki,
Sen hiç öyle yerlerde yaşamadın ki,
Sen oraları ancak böyle rüyalarda gördün.”
Öylemi?
Sesim mi kısık, kelimeler mi gitti, Ne oldu anlamadım.
Ben kırılmadım ki, ben küsmedim ki, ben üzülmedim ki,
Rüya da olsa oralardaydım. Bu da yetmez mi bana.
Dar sokaklarında, taş binalarında, ahşap, tığ işi örtülü pencerelerinde
En güzeli de yurdumun herhangi bir yerinde…


Nazan Şara Şatana

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder