NAZAN ŞARA
ŞATANA DEDİ Kİ:
DAR SOKAKLAR
Dar
sokaklarda aramıştım kendimi
Heyhat yok!
Ben olmamışım, o zaman nefes alan kim?
Seven kim,
omzunda bir garip kuş dolaşan kim?
Kalbi çarpan
hatta âşık, hatta sevdalı, hatta ağlamaklı olan kim?
Taşlı
yollarda yürüyen ben değilim, hiç yürümedim ki, görmedim ki,
O taşlarla
ayakkabının çıkarttığı ses ne?
Taşların
karışık boyutlarını gören gözler kimin?
Taş
aralarından fırlamış bir iki yeşilin, bilinmeyen tonundaki otun
Güzelini,
kırağı çalmış halini bilen kim?
Hisseden,
beğenen, hayranlık duyan kim?
Yer taşlar,
dar sokak, hemen ev taşlar birbirine eşit olmayan!
Beyazın eski,
grinin kirlenmişi, siyahın soluk hali.
Sert, asık,
kızgın hatta yorgun, hatta bitkin bakan duvarlar,
Üstünde
ahşabında yorulmuş, solmuş,
Dışından
güneşi, havayı, sesleri buyur eden pencere,
Hanımların
birinden, belki de en güzelinden
Oyalanmış
perdesi havadan, esintiden, belki de rüzgârdan
Titreyen
pencerenin güzelliğini gören kim?
Ben değilsem
kim? Ben değilsem kalbim neden sıla da gibi,
Ben değilsem
kalbim neden vuslatta…
“Eee be
şaşkın. Bunu bilmeyecek ne var.
Sen hiç
oralarda olmadın ki,
Sen hiç öyle
yerlerde yaşamadın ki,
Sen oraları
ancak böyle rüyalarda gördün.”
Öylemi?
Sesim mi
kısık, kelimeler mi gitti, Ne oldu anlamadım.
Ben
kırılmadım ki, ben küsmedim ki, ben üzülmedim ki,
Rüya da olsa
oralardaydım. Bu da yetmez mi bana.
Dar
sokaklarında, taş binalarında, ahşap, tığ işi örtülü pencerelerinde
En güzeli de
yurdumun herhangi bir yerinde…
Nazan Şara
Şatana

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder