Otelde yaşananlar
Turizmcinin hele otelci
ise anlatacakları;
Otelde yaşanan olaylarla
ilgili olacaktır.
Birkaç otel anımdan sonra
şimdi de bana göre hüzünlü bir genç resepsiyonistsin hikâyesini anlatacağım.
Uzun yıllar önce bir büyük
tesiste çalışıyorum. Büyük bir kuruluşun otel zincirlerinden birindeyim. Yoğun
zamandayız sanıyorum haziran ya da temmuz olması gerekiyor.
Ön büroda çalışan güzel
bir kızımız var. Çok çalışkan, akıllı ve sorumluluk sahibi biri… İlk başlardan
beri dikkatimi çeken bir personel... Birde zarif hassas bir yapısı var ki
sormayın gitsin. Zaman içinde bu güzel kızın arkadaşlarına çok kaynaşmadığını
müdürü söyledi bana. Bir derdinin olduğunu, ne olduğunu bilmediğini söylemişti.
O kadar hüzünlüydü ki… Durgunluğu ve bu
hüzünlü hali onun da dikkatini çekmiş, birkaç kez konuşmak istemiş, başarılı
olamamış. Bir öğle yemeğinde güzel kızlardan söz ediyorduk. Ön bürodaki güzel
kıza sıra gelince anlatmıştı. Öğreniriz demiştim. Zaman geçti öğrenemedik.
Aslında unutmuştum da işlerin çokluğundan hızlı koşuşturmadan. Bir gün onun çok
dalgın olduğunu bana bakarken bile gözlerinin beni seçmediğini fark ettim. Odama
gelmesini söyledim. Kızcağız ürkmüştü.
Ona ondaki hüznü sordum.
Anlamadı. Neden bu kadar durgun ve kederli olduğunu sordum. O işlerini
aksattığını düşündüğünden hemen yapmadıklarını, neden yapmadığını benim
bilmediğim hatalarını anlatmaya başladı ve daha iyi olacağını daha dikkatli
olacağını söyledi. Ona olayın iş olmadığını özel olduğunu, bir derdi olduğunu
hissettiğimi ve ben bir şeyler yapabileceksem yapmak istediğimi söylediğimde
daha da çok şaşırdı. Başka şeylerle kendini savunmaya kalktığında
anlaşamayacağımızı anladım.
Tamam dedim. Ben sadece
müdürün değil bir anneyim ve bayanım bu aklında olsun. İçinden çıkamayacağın
bir şey olursa, yardım edebilecek konumdaysam beni arayabilirsin. Şimdi anladın
mı? Bir süre bana baktı. Teşekkür etti ve gitti. Garip bir görüşme oluştu. Ne o
ne de ben dertlerimizi ya da isteklerimizi birbirimize tam aktaramamıştık.
Sonra günler içinde
misafirler, memnuniyetler, sorunlar ve otelcilik adına olan olaylarla sürüp
gitti. Bir gece çok geç saatte benim telefonunun sesi ile uyandım. Arayan
hüzünlü kızımızdı. Utanıyor, sıkılıyor ve benimle görüşmek istiyordu. Üstelik
acildi. Tamam, buraya gel dedim. Geldi.
Gözleri kan çanağı
tabirini haksız çıkarmayacak kadar kızarmıştı. Rengi beyaz, teni solgun, yorgun
bitkin en önemlisi korkmuştu. Ne oldu? Dediğimde babam dedi. Baban mı? Babam
geldi efendim. Nereye? Hiçbir şey anlamamıştım… Anlatamıyordu derdini, sesi
boğazında düğümlenmişti. Biraz sonra sakinleşti. Babam geldi beni işten
çıkartıp memlekete götürmek istiyor.
Neden?
Çalışmamı istemiyor.
Bana her şeyi anlatır
mısın?
Anlattı. Burada teyzesinin
yanında kalıyormuş. Akdeniz Üniversitesinde okuyormuş. Bu yaz memlekete gitmemiş
çalışmak istemiş. Bir güzel kızımız daha vardı bizim resepsiyonda o da birkaç
yıldır bizimle çalışıyordu. O söylemiş. Santral memuru olarak başlamış. Çok
akıllı dile olan yatkınlığından birkaç dili çok iyi konuşuyor çok bilgili işi
çabuk kavrıyor olunca müdürü onu santralden almış. Babası zaten okumasına
karşıymış ama asla benim kızım çalışamaz diyormuş.
Beni götürecek, ben gitmek
istemiyorum. Beni akrabamız olan biriyle evlendirmek istiyor. Siz bana o gün
çok yakın davrandınız size veda etmeden gidemedim.
Yani babanla dönüyorsun
öyle mi dedim.
Hayır, efendim ben babamla
dönmeyeceğim. Ben İstanbul’da bir arkadaşım var onu benim ailem tanımıyor onun
yanına gideceğim
Aklım karışmıştı. İstanbul’a
gidecek. İş yok - eğitim yok. Aileden
kopuk kim bilir neler olacak.
Olmaz dedim hiç olur mu
öyle bir şey. İstanbul’daki arkadaşınla yakın mısın? Onu çok iyi tanıyor musun?
Hayır, buraya tatile gelmişlerdi
burada tanıştık. Sonra ben onu izin günümde Antalya’da gezdirdim.
Bu kadar mı?
Bu kadar.
Bilmediğin, tanımadığın
koskoca İstanbul’da birilerinin yanına mı gideceksin?
Başka çarem yok ki babam
beni zorla da olsa götürecek.
Bir dakika o zaman babanla
konuşayım ben.
Siz konuşur musunuz?
Tabi konuşurum. Sen burada
kal. Burada uyu. Sabah babanı arayacaksın baban gelecek. Babanla konuşacağız.
Olur mu?
Babam ikna olmaz ki.
Olmazsa o zaman konuşuruz.
Senin bilmediğin bir yere gitmen istemediğin memleketine gitmenden daha kötü.
Ertesi sabah babasının
gelmesi bir hayli zor oldu. Birkaç kez konuşulduktan sonra nihayetinde ikna
oldu… Benim bir bayan idareci olmam gelen beyi şaşırtmıştı. Onunla uzun bana
göre bayağı uzun bir süre sohbet ettik. Çok inatçı ve aksi biriydi. Onu ikna
etmek cidden zor olacaktı belki de başaramayacaktım. O kadar çok itiraz etti
ki. Ricalar adamın bir kulağından giriyor diğerinden çıkıyordu. Sonunda baktım
olmayacak zaten çok yoruldum ve sıkıldım. Tonla işim kalmış. Ayağa kalktım.
Elimi masaya vurdum.
Yeter be dedim. Bana ne
sen babasısın bu kadar zalimsin bana ne oluyor. Ben senin kızını tanımam
bilmem. Bildiğim çok çalışkan, çok namuslu, çok dürüst olduğu… Al götür. Ver
birine evlendir. Ziyan olsun istiyorsan ziyan et. Allah – Allah ya… Ömrünün sonuna
kadar benim kızım okusaydı büyük adam olurdu der vicdan azabı çekersin. Oteller
dışarıdan görüldüğü gibi değildir. Otel kısmı gelip kalanları enterese eder.
Bizler burada bir aile gibi çalışırız. Bizde düzen ve disiplin olmazsa bu kadar
personel bir arada olmaz. Al sen kızını götür evlendir. Bir aydın bir Atatürk
evladı daha ziyan olsun gitsin. Haydi, benim çok işim var.
Evet, bu iyi gelmiş
olmalıydı adama. Ben açıkçası bir blöf yaptım ve tuttu. Adam ayağa kalktı.
Utanmıştı. Demek ki düşünmeyi de biliyor muş. Benden özür diledi hiçbir şey
söylemedi. Tam çıkarken;
Müdüre hanım benim kız
nerede? Dedi.
Ses tonu değişmişti…
Kızıyla uzun süre Pool barda oturdu. Konuştuklarını bana kuşlar söyledi. Bu
hüzünlü çiçek babası ile gitmedi. Çalışmaya devam etti. Sonra okumaya.
Bu güzel kızımız şimdi
Amerika’da yaşıyor. Bir Türk doktoru ile evlendi. Orada bir otelde bir kısmın
başında aslanlar gibi bir Türk kadının temsil ediyor. Son kez MSN’ de
yazıştığımızda; Babasından selam söyledi bana. Annesi ile torunlarını görmek
üzere Amerika’da kızının yanındaymış. Eklemiş.
O gün iyi ki müdüre
hanımla konuşmuşum.
Bence de iyi ki konuşmuş.
Nazan Şara Şatana

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder