Taşlar
– 2012 – Kıyamet
Mu
kıtası
Maya
Uygarlığı - Tibet Rahipleri
Taşlar
adlı kitabımı yazarken bazı bilinmeyenleri bilmek istedim. Taşlarda ne anlatmak
istemiştim neden taşlardı? Taşları ilginç bulurum belki ondandır belki üst
üstte konulan taşlarla Piramitler yapılmıştır belki sebep budur. Ya da taşlarla
oluşan merdivenler sizi yukarılara çıkardığı gibi sizi yerin altına da indirebilir
belki de buydu. Taşlardan başladım araştırmaya. Son zamanlarda Maya takviminden
ve Maya takviminin sırrı olan 2012 tarihli kıyametten sonra isim çok anılır
olmuştu. Oysa benim Taşlar adlı kitabım on senelik bir araştırmanın ürünü ve
hala bitmiş değil. Biraz daha araştırmalıyım, okumalıyım hatta gidip yerinde
incelemeliyim. Planım mutlaka bir Meksika’ya gitmek birde Tibet’e gitmek. Bunu
başarmayı çok istiyorum. Yapabilir miyim bilmiyorum. İstemenin önemli olduğunun
inancındayım.
Ben
önce neden Meksika’ya gitmek istediğimi ve bu seyahatimin benim taşlara olan
merakımla nasıl bağlantısı olduğunu anlatmak istiyorum. Hepinizin de bildiği
gibi Maya Uygarlığının Meksika’nın Güneydoğusundan, Honduras, El Salvador ve
Guatemala’ya kadar uzanan bir bölgede hüküm sürmüşler. Tabi Kolomp öncesi… Benim
derdim Mayalarla ilgili bu anlatıları eğer mümkün olursa yerinde görmek, araştırmak
ve bir tarih yazarı olarak kendinden daha emin olarak yazmak. Maya Takvimi
denilince aklımıza gelen bir takvim olduğu ama gerçekte bunun takvim olmadığını
da sanıyorum ki biliyoruz. Aslında ikinci gitmek istediğim yerle burası arasında
bir bağ var. Belki de sizlere ok kısaca Taşlar kitabımda işlediğim konumu
anlatmalıyım. Ben Taşlar’da Mu kıtasından söz ettim. Bu kıtadaki insanların
bizden çok daha uygar olduklarını da öğrenince önce bu kıtayı araştırdım. Kıtanın; Büyük Okyanus'ta, Asya kıtası
ve Amerika kıtası arasında ve Avustralya'nın
iki katı büyüklüğünde bir kıta olduğunu öğrendim. Biraz daha araştırınca:
İngiliz Albay ve gezgin James Churchward isminin sık geçtiği dikkatimi
çekti. Bu araştırmacı – gezginin büyük iddiaları vardı. Bunlar neydi? Bakın resmi
olarak ilk önce onları okuyalım:
Yeryüzünde
insanın ilk ortaya çıktığı kıta - Mu kıtasıymış.
Mu
kıtası kuzeyden güneye 3000 mil, doğudan batıya 5000 mil kadar uzanan, üç kara
parçasından oluşan büyük bir kıtaymış.
Günümüzde
Polinezya,
Mikronezya
ve Melanezya
takımadalarını oluşturan adalar, muhtemelen bu kıtadan arta kalan kara parçalarmış.
Bu
kıta, kıtanın altında yer alan gaz odacıklarının patlamalara yol açması
nedeniyle, yaklaşık 12.000 yıl önce 64 milyon nüfusuyla birlikte sulara
gömülmüş.
Bu
kıtada 70.000 yıl önce tek tanrılı bir din bulunuyormuş. Aynı tarihlerde
Mu'lular diğer kıtalarda koloniler oluşturmaya başlamışlar.
Anavatan
dışındaki en büyük imparatorluk, başkenti günümüzde Gobi Çölü’nün
uzandığı bölgede bulunan İmparatorluklarıymış.
Mu
dininin öğretimini Naakaller adı verilen rahipler üstlenmişleri ve sembolizme
dayalı bir öğretimleri varmış.
Mu
dininin esası, Tanrı’nın tek oluşuna ve ruhsal gelişim için sürekli olarak
tekrar doğmak inanışına dayanıyormuş.
Atlantis’teki
din Mu’nun tek tanrılı dininden başka bir şey değilmiş.
‘Ra’
sözcüğü güneş anlamına gelirmiş ki, daire ile ifade edilen güneş sembolü, bir
ad ve sıfat vermek istemedikleri, ‘O’ diye hitap ettikleri Tek Tanrı'yı
simgelemede kullanılırmış.
Mu
imparatoru da Mu’nun güneşi anlamında Ra-Mu adıyla ifade edilirmiş.
Ra sözcüğü sonradan diğer
kıtalara ve Atlantis yoluyla Mısır'a da taşınmış.
Dört
ırktan oluşan Mu'lularda yazı dilleri farklı olmakla birlikte, konuşma dilleri
ortakmış.
Mu'lular
günümüz uygarlığına kıyasla manevi alanlarda çok daha ileridelermiş.
Telepati,
durugörü,
çift bedenlenme, astral
seyahat gibi, uygarlığımızda ancak kimi medyumlarda ve mistiklerde
görülebilen olağanüstü yetenekler Mu'lularda olağan yetenekler olarak mevcutmuş.
Mu
uygarlığının en önemli çöküş nedeni, teşevvüş
adı verilen, bir aşamadan diğerine geçilirken yaşanan kargaşa dönemini
atlatamamalarıymış.
Bunları
da okuyunca ilgim daha da artmıştı. Kitabımla ilgili bilgiler kendiliğinden
oluşuyordu. Benim istediğim, yazmayı arzu ettiğim konu olmuştu. Ben tarih
yazıyordum ama efsaneler ve gizemler beni çok ilgilendirdiğinden ciddi şekilde
merak etmiştim. Daha çok araştırmalıyım dedim. Ve bu gezgin bilim adamının - Mu
kıtası ile ilgili bu bilgileri nereden edindiğini merak ettim. Öğrendim.
Churchward,
Tibet
tapınaklarında bulduğu yazı tabletlerini oradaki rahiplere tercüme ettirmiş.
Churchward’ta tabii ki bir sürü esrarengiz bilgiler var. Merak ettiklerimizi
tam anlamı ile doğruluğuna inanmak istiyoruz, elimizdeki veriler bizleri tatmin
etmiyor. Nedenlerden biri mesela: Bu araştırmacı gezgin bu bilgileri bir türlü
adını söylemediği bir tapınağın arşivlerinde bulmuş. Onları okuyan çok yaşlı
bir rahip varmış. Ona okutunca çok ilgisini çekmiş. Orada uzun bir süre kalmış.
Buradaki yaptığı sizleri şaşırtabilir rahipten o dili ve o yazıları öğrenmiş.
Tapınağın arşivinde çok kıymetli olan Naacal tabletlerini bulmuş ve onları
okumayı başarmış. O zaman bilinmeyen birçok şeyi öğrenmiş. Mu kıtasının
varlığına ve battığına da Naacal tabletlerindeki yazılardan sonra ve bu konuda
yaptığı araştırmaları da birleştirince kendince emin olmuş. Daha sonra;
mineralog ve arkeolog olan Dr. William Niven’in Meksika’da ortaya çıkardığı
tabletler üzerinde çalışmaya başlamış.
Önemli bazı deliller bulmuş.
Çin'e,
Hindistan'a, güney Asya ülkelerine ve çevre adalara kaçanların kitabelerinde yazdıkları
yazıları okumayı başarmış. Onlar diyorlarmış ki:
“Kıtamız
battı, biz de buraya kaçtık.”
Bu
yazılı kayalar 14 bin yıllıkmış ve c14 karbon testleriyle sabitmiş. Sonra
keşifler devam etmiş. Mexico City yakınlarında 1921–1923 yılları arasındaki
kazılarda keşfedilen bu 2600 tablet, Tibet'te öğrendiği Naga-maya dilinde
yazılmış. Ona göre bu tabletler: 12.000 yıldan daha eskiymiş.
Mu
Kıtasının dünyanın ilk uygarlığı olduğuna emin olan gezginci ciddi arayışlar
içine girmiş. Mayaların 2012 takvimi denilen aslında bir mezar taşında
yazılanlardan yola çıkılarak söylenen kıyamet günü onun anlatılarıymış.
Ben
neden Tibet’e gitmek istiyorum biraz olsun anlatabildiğimi sanıyorum. Bir doğa
olayı yüzünden adaları battıktan sonra oradan kaçanlar:
Çin,
Orta Asya, Tibet, Hindistan’a gitmişler. Bunları öğrenince iyice meraklandığımdan
kitabımın da konusunun çoğu belirlendikten sonra Orta Asya’ya gidenlerle bu
rahiplerin bir bağlantısı olduğundan şüphelenince araştırmalarım daha da enteresan
hale geldi. Çünkü bu seferde Agarta ve Şambalaları öğrendim. Bunlar kimdi
derseniz? Bunlar yeraltında yaşayanlardı. Yeraltında bir şehir vardı. Dünyanın birçok
yerinde yer altı şehirleri vardı. Benim araştıracağım, öğreneceğim ve yazacağım
çok şeyler olduğun kesinleşmişti. Kitabımı resmi olarak yazmaya başlamıştım. Sizlere
eğer merak ederseniz bundan sonraki yazımda Agarta ve Şambalaları anlatacağım.
Tarihte merak iyidir. Bu sizi araştırmaya en çokta okumaya sürükler.
Bilinmeyenleri merak etmek insanoğlunun öğesinde vardır. Bütün bu
bilinmeyenlere karşın sizlere bilinen sade ve güzel yarınlar diliyorum.
Nazan
Şara Şatana

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder