BABAM, BU GÜN POLİS TEŞKİLATININ
KURULUŞUNUN 169. YILDÖNÜMÜ.
Zamanı
geri almayı bilsek!
Şu
yıllara gideceğiz, filanca insanlarla tekrar bir araya geleceğiz!
Olurmu
böyle bir şey?
Olabilir
mi?
Diyelim
ki oldu! Olmaz ya! Haydi diyelim oldu…
Babama
bakardım herhalde uzun uzadıya. İzlerdim onu ve yaptığı her hareketi. Nedenlerini
sorardım herhalde! niçinlerim çok olurdu? Onun fikri o zamanlar ne kadar bana
tersti. Onu bir hayli sert, bir o kadarda gaddar bulurdum. Yaptıklarının tam
karşılığı gaddarmı bilemiyorum ama o zamanlar öyle düşünürdüm. Ne kadar
problemli bir adam! derdim. Ne çok istekleri var. Bitip tükenmeyen merakları,
endişesi! Kuralları ise bir hayli çok! Doğu terbiyesi derdi, ne ise doğu
terbiyesi? Terbiyenin doğusu batısıı olurdu? Ona göre olmalıydı, o doğuluydu
aldığı terbiye de elbette doğu terbiyesiydi. İyi bir terbiye almıştı.
Benim
babam çok namuslu bir adamdı.
Benim
babam çok dürsttü.
Benim
babamın erdem dürtüsü çok fazlaydı.
Nasıl
namusluydu?
Önüne servetleri yığsalar kendinin
olmadığı, alın terinin dökülmediği, içinde hak etmediği bir şey varsa bakmazdı.
Aslında tenezzül etmezdi. Başını dahi çevirmezdi.
Onun için namuslu adamdı.
“Sizin olmayan başkalarınındır.
Başkalarınınsa asla ama asla sizin değildir. Sizi ilgilendirmez, alamazsınız,
bakamazsınız, çalamazsınız!”
Hele
çalmak!
Yarabbi.
İşte babamın bam teli!
Çalmak
ne demekti?
Çalmak
namussuzluktu asla bizlere yakışmazdı, şık olmazdı. Babama ve terbiyesine el
vermezdi. O bizlere göre değildi, hiçbir zamanda olmayacaktı. O hiç kimseye
göre değildi. O insani bir şey değildi.
Dedim
ya; dürüsttü. Öyleydi. Kimsenin arkasından konuşmazdı. Hiç kimse için kötülük
düşünmezdi. Ona göre toplum içinde yaşanılıyorsa, insanlar birbirlerini
desteklemeli, kösteklememeliydi. Komşular ailelerimiz kadar önemliydi. Ata
kelimesinin içinde binlerce anlam yatardı. Ata büyüklerdi. Büyükler önemlidi.
Onlar sayılmalıydı ilk başta, ardından sevilmeliydi hemde çok! Sevginin dozajı
yoktu, onun içinde. Bazen sevgi gözlerle olurdu bazen sözlerle. Bazen küçük bir
hareket sevgiyi anlatırdı, bazen minnacık bir nazar!
Birilerine kıyamamakta dürüstlüktü.
Birilerinin hakkını gasp edenleri saptamak, vatandaşlık görevi dürüstlüktü.
Üstelik yapılması gerekenler listesinde olacaklardan da değildi bunlar. Bunlar
liste filan dâhilinde olmazdı. Bunlar şart olanlardı. İnsansan, yaşıyorsan
yapman gerekenlerden biriydi bu sadece, o kadar! Nefes almak gibi, su içmek
yemek yemek insani ihtiyaçlarını gidermek gibi! Bu listede olmazdı bu
kendiliğinden olacak bir şeydi.
‘Dürüst olmak’
Akşam
yemeklerinde tüm ailesini topladığında:
“Dürüst olmak, senden acizi
ezmemektir, dürüst olmak senden güçlüyü kıskanmak yerine gıpta etmektir güçlü
olmak için ondan örnek almaktır.
Dürüst olmak saygınlığı gerektirir.
Saygınlık sizlere itibarı verir, namuslu olduğunuzu gösterir. En önemlisi insan
olduğunuzun farkına varır ona göre hareket edersiniz. Üstelik çocuklar derdi.
Bunları yaptığınızda, ardından okadar çok güzellikler gelirki şaşırırsınız. Sizleri
inanamayacağınız güzelliklerin içine çeker.”
Dedim
ya benim babamın erdem dürtüsü çok fazlaydı. Ne demek bu?
“Erdemli olmak insanın yaşam şeklidir,
mecburiyettir. Çünkü erdemli olmazsanız mutlu olamazsınız. Huzursuzluk yakanızı
bırakmaz. Huzursuz insan yanlışlar yapar. Bir yanlış birsürü doğruyu yok eder
ve yanlışlar alışkanlığınız haline gelir. Öyle bir hal alırki yaptığınızın
yanlış olduğunu unutur bunun yaşam gereği yapılması gerekenlerden bir durum
olduğuna kanaat getirirsiniz! Yani kendinizi avutursunuz. Oysa o zamanlarda
kendiniz için, aileniz için, etrafınız için, vanatınınız için ne büyük hatalar,
günahlar yaparsınızda farkına varmazsınız. Varamazsınız. Artık hamurunuz
bozulmuştur. Yanlışlar doğrunuz olmuşsa vay halinize. Size kimse düzeltemez o
zaman! Eyvahki eyvah! Sizleri öyle görmeyi bana nasip etmesin Yaradan. Ne ben
varken ne de ben Hakkın Rahmetine kavuşmuşken!”
Babam
bizlere bütün bunları yapabilmemiz için bilgili olmamız gerektiğiniz anlatırdı.
“Araştırın, okuyun ve dinleyin.
Birinden bir tek bir kelime bile öğrenseniz onun karşılığında size verileni
tahmin dahi edemezsiniz. Bilgili insanların hata yapmaları daha azdır. Hiç mi
yoktur elbette vardır. Onlar vicdanlarını yitirmişlerse bilgi ne yapsın onlara,
onlar erdemlerini yok etmişlerse binlerce bilgi akıllarında kütüphane olsa neye
yarar? Vicdanınızla, namusunuz, faziletlerinizle, saygınlığınızı harmanlayın ve
bakın içinden kötü bir şey çıkacak mı? İnanınki çıkmayacak.
Korkularınız
olmayacak mı? Elbette olacak, siz insansınız.
Arzularınız
kabarmayacak mı? Kabaracak, hemde dayanılmaz hal alacak.
Daha
iyi, daha zengin, daha lüks yaşamak istemeyecek misiniz? Elbette
isteyeceksiniz.
Bunların
olması imkânsız mı? Asla değil.
Siz
istedikten sonra olacak elbette.
Bütün söylediklerimi dikkate
aldığınızda, bir şeyin farkına varacaksınız. Donandığınız kıymetler inanın lüks
hayattan da, yatlardan, hanlardan, hamamlardan, saraylardan daha güzel.
Siz bir çok kimsenin başaramadığı
zenginliği bulacaksınız. İnsan olmanın erdemini yaşayacaksınız. Daha ne olsun?
Namuslu olacaksınız,
Vicdanlı,
İtibar gören,
İmrenilen ve en önemlisi Allah Razı Olsun
diyenlerin duası içinde yaşayacaksınız.
Yastığa başınızı koyduğunuzda
düşündükleriniz güzellikler olursa sizi kimse tutamaz.
İşinizde eliniz vicdanınızda,
vicdanınızda aklınızla ortak olursa başarılmayacak bir şey yoktur.
Yeterki sizler başarının ne olduğunu
bilin.
İnanın en büyük başarı bu zamanlarda
namuslu olmaktır…”
Benim
babam emniyet teşkilatının seçkin elamanlarından biriydi. O bir polisti.
O
bir dedektifti. Gözünü budaktan esirgmezdi. Çok çalışırdı. Bazen uzun süreler
onu göremezdik. Bazen çatışmaların arasında olduğunu bilirdik, bazen suçluların
karşısında. Onun meslek hayatında aldığı taktirnameler bizlerin kıvanç kaynağı.
Zenginliği
oldu. Onun nasihatları bizlere inanılmaz kapılar açtı.
Onun
fikirlerinin tersliği benim işime gelmeyişimdenmiş! Anne olunca, helede
çocuklarım büyüdükçe sorunları arttıkça!
Onun
neler yapmak istediğini, endişelerini, uykusuzluğunu bizler için verdiği çetin
mücadeleyi anlamaya başladım. Onun sertliği güçlü olduğundanmış, olması
gerektiğindenmiş. Bunu da ancak bana etrafımdakiler, üzerine titrediklerim;
‘sen
çok zorsun, sen sertsin, kuralcısın’ dediklerinde anladım.
Gaddar
mış! Ne kadar büyük hatalı bakış benim o zamanlardaki halim! Ne gaddarlığı? Çocukları
için uğraşan, onların büyük şehirde parçalanmaması için çaba harcayan, bütün
kötülükleri bire bir gören;
‘Benim
çocuklarımın da başına gelirse endişesi içinde yaşayan babam mı gaddar?
Problemli
baba!
Nasıl
olmasın?
Beş
çocuk, geçim sıkıntısı, eğitimleri, uğraşıları, haylazlıkları!
Kuralları
olmadan nasıl olacaktı?
Sert
bir şekil uygulamasaydı neler olabilirdi?
Ahh
babam.
Zamanı
geri almak mümkün olabilir mi?
Olabilir
mi böyle bir şey?
Olsa
babam, neler söylerdim sana, en baştada:
“Sen haklıymışsın babam” derdim.
Babam
bu gün polis teşkilatının kuruluşunun 169.yıl dönümü.
Ne
mutlu bizeki bizim babamızın bu teşkilatta bir çok başarılı katkısı var.
Ben
bir polis kızıyım.
Her
zaman bununla iftihar edeceğim.
Nazan Şara
Şatana

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder