Ben Mevlana Müzikalini yazdım
Kişilerin hayran oldukları birileri
vardır. Onları okurlar, onlarla ilgili sohbet etmeye bayılırlar, onlarla ilgili
yeni duydukları her şey büyük önem taşır. Onların yaptıkları zaten çok – çok
önemlidir. Benim böyle birçok hayran olduğum zatı muhteşemler vardır. Onların
isimleri bile benim içimi titretir, ruhumu rahatlatır, duygularımı serinletir.
Beni güzel düşünceler içine iter. Tabi Mustafa Kemal Atatürk’e olan aşkım
sonsuzdur. Onun gibi birçok önemli kimse
benim için çok değerlidirler. Bunları tek - tek sayacağıma ben bunları sık –
sık köşelerimde yazayım bence bu daha iyi olacaktır.
Ben ciddi bir Mevlana aşığıyım. Onun
düşüncelerini severim, onun sözlerini severim, onun dünyaya, insanlara, aşka
olan inancını severim. Onu okudukça kendimi ruhumu zenginleştirdiğime inanırım.
Mesneviyi araştırdıkça inanılmazları bulurum. Benim içimdeki birçok güzelliği
çocukluğumdan beri onun önerdiği yolda olduğumdan edindiğime inanırım.
Ben Mevlana’yı babamdan tanıdım.
Çocukluğumda ondan dinlerdim onun güzelliklerle dolu sözlerini. Mevlana o
zamanlar herkesin konuştuğu anlattığı bir büyük değildi ya da hatalı konuşmuş
olabilirim bizim çevremizde çok konuşulmazdı… Biz bilirdik. Onun güzelliklerin den
edindiğimiz için şanslıydık. Babam nur içinde yatsın gönül gözü kadar aklı
şuuru da yüksek biriydi. Onun doğruları hala benim dünyamda doğru. Onun bize
çocukken nasihatlerinin içinde hep Mevlana Hazretlerinin sözleri olurdu. Şimdi
görüyorum ki ne kadar doğru olarak yetiştirmiş bizleri. Bizlere insan sevgisini
aşılamış. İnsana âşık olan bir büyüğü anlatarak...
Ben Mevlana’yı bu kadar çok sevmişken,
seviyorken onunla ilgili de bir şeyler yapmalıydım. Onun kitapları yazıldı,
onunla ilgili romanlar hazırlandı. Ben ne yapacaktım. Bir yapılmayanı
yapmalıyım dedim. Mevlana Müzikalini
hazırladım. Uzun yıllarımı aldı. Uzun çalışmaları aldı. Bitti. Yakınlarımdan
biri bunu yapabileceğini söyledi. Önemli kişileri tanıyordu. Nüfusluydu. Bu da
o zaman ona göre yapılabilinirlerin listesi içinde olabilirdi. Çalışmaya
başladı. Uğraşmaya başladı. Birçok kapılara gitmiş olmalıydı ki bana müjdeyi
verdi.
“Yapacağız bu müzikali…”
Dünya benimdi. Sıra müziklerine
gelmişti. Sonunda müzikleri kaldı. Önce müzikler için Olcayto Ahmet Tuğsuz ile
görüşüldü. Onunda Mevlana ile ilgili besteleri varmış. Olmadı. Bir şekilde
Benimle Olcayto Ahmet Tuğsuz arasında bir kopukluk oldu. Nedendir bilmiyorum.
Ardından bir başka müzik adamı ile görüşüldü. Evine gidildi. Bizi kabul etti,
uzunca sohbet ettik Mevlana’yı andık, nasıl müzikler olacağını konuştuk bir
dahaki seferki toplantı için konuşacağımıza karar verdik ve ayrıldık. Burada
bir şeye değinmeliyim. Atilla
Özdemiroğlu’yla konuşmak zaten başlı başına güzellikti. Ciddi bir Mevlana
sevendi, Mevlana hayranlığı içinde konuştu. Tamam, müziklerini hazırlayacaktı.
Biz bu büyük çalışmayı nasıl yapacaktık. Her geçen gün heyecanımız artıyordu.
Sonra yakınızdan duyduğum bir haber daha da çok sevinmeme en çok da umutlanmama
sebep olmuştu.
Yurt dışından birileri ile ve Turizm
bakanlığı yetkilileri ile görüşmüştü, bir fondan yararlanılacaktı. Nasıl
heyecanlıyım anlatılası bir şey değil ki sizlere aktarabileyim. Uykularım beni
çoktan terk etti. Her çalan telefon bana müjdeli bir haber getirecek. Oldu
oluyor. İnanılmaz. Biz nerede ise haftanın her günü bu ekiple bir aradayız.
Konuşuyoruz. Konserler olacak. Yurt içinde ve yurt dışında müzikal sahnelenecek.
Dünya Mevlana’yı bizden iyi tanıyor. Dışarılarda Mevlana’nın kitapları William
Shakspeare’in kitaplarından daha fazla satıyor. Çok değişik bir ruh hali
içindeyiz. Benim zaten eteklerim zil çalıyor, ayaklarım yere basmıyor, ruhum
nefeste tıkanmış, kalbim hızlanmış havalanacak uçak misali harekette…
Bir telefon trafiği içindeyiz aynı zamanda
anlatamam. Kim ararsa bulamıyor devamlı konuşuyorum hep meşgul telefonum.
Devamlı bir telaş, devamlı bir heyecan, devamlı yürek çarpıntısı... Hayalleri
çok yüksek biriyim bunu tahmin ediyorsunuzdur. Hayaller âlemindeyim. O günlerde
hastalanıyorum, gribim diyelim asla yatmıyorum, başım ağrıyor asla oralı
olmuyorum. İlaçları şuursuzca içiyorum. Kendime diyorum ki:
“Babamın anlattığı, benim çocukluğumdan beri
defalarca gittiğim Konya-Mevlana Hazretlerini ziyaretlerim, dualarım… Bana
böyle bir müzikali yazmak nasip oldu. Hamdolsun Allah’ım hamdolsun.”
Tabi bu müzikali ne kadar zamanda yazdığımı
söylemeyeceğim. Çok uzun zaman çünkü... Çok yorgunluk çok uykusuzluk, çok
yalnızlık... Bilgisayarın ekranı, klavyenin tuşları, Mevlana ile ilgili
kitaplar, dergiler, broşürler…
Ben turizmci olduğumdan İstanbul’daki turizm fuarında
da her sene bulunurum. Konya standında ve Mevlana’yı anlatan yerlerde olurum
zaten. Bu kaçınılmazdır. Oradaki görevliler beni bilirler, bildiklerini de bana
anlatırlar. Her yazı her broşür her CD benim onlardan aldıklarım arasında olur.
Bilgisayarımın yanındaki büyük masanın üstü
Mevlana ile dol olmuştu değdim gibi sayamayacağım kadar çok geceler ve
sabahlarda… Koltukta uyanışlarımda, çay ve kahveyle dinamik kalmaya
çalışışlarımda…
Bu ilk fasıllarıydı. Ben daha sonralarını
anlatıyordum. Sözlerime kaldığım yerden devam ediyorum. Ben ve biz bekliyor ve
bekliyoruz. Tabi herkes beni tanıyanlar, yakınlarım, ailem eş dost arkadaşlarım
heyecanımdan nasiplerini aldıkları için sari hastalık gibi onlara da
bulaştırdığımdan onlarda benim gibi bekliyorlardı. Sadece ben kimseye bir şey
soramıyordum:
“Ne oldu niye haber yok?”
Diyemiyordum. Onlar bana hücum ediyorlardı.
“Hala ne bekleniyor anlamıyorum ki…”
Sanki ben anlıyor muydum? Tüm ailem bekliyor. Haber
geldi gelecek. Bekledik – bekledik. Sorular – sorular – sorular. Cevap yok.
· Zamanla
beklemelerdeki umutlar azalmaya başladı.
· Zamanla
çalan telefonların sayıları azaldı, zamanla hayaller dağılmaya başladı.
· Bekleyenlerin
çoğu dağıldılar.
Gurup azaldı. Sonra daha da azaldı. Bu işteki öncü
olan bu konudan hiç konuşamaz oldu. O da şaşkın, o da çaresiz, o da bilmiyor ki. Aylarca süren
heyecan, çalışma, beklentiler, umutlar, hayaller uçtu gitti. Atilla Özdemiroğlu
ile bir daha görüşmedik. Onun kızı Yaprak Özdemiroğlu ile de sık görüşmelerimiz
bitti. Daha birçok insan yok oldular. Onlar olayın hazırlanmışın üstünde bir
şeyler yapacaklardı. Daha bir şey yapmamışlardı ki. Ben yapmıştım ama. Çok
uğraşmıştım. Çok sabahlamıştım. Çok ama çok emek vermiştim. Çok yorulmuştum.
Ses yoktu sessizlik hâkimdi.
Mevlana
şöyle demiş.
· “Yorulacaksın,
şikâyetçi olacaksın.
· Zorlanacaksın,
şikâyetçi olacaksın.
· Keşke’lere
sığınacaksan, söze ‘ama’ diye başlayacaksan girme aşk yoluna…
· Aşk
yolunda ‘u’ dönüşü yoktur.
· Aşk
derki sana:
· Yolumdaysan
başım feda, ama bil ki başını da isterim yoluma.
· Kahır,
kapris gelecekse senden amenna ama ayağına diken batarsa yolumda ah edip vaveylama...
Aşk
er kişinin işi derken…
· Muradım
bilek gücü değil yürektir.
· Yüreğin
yetmiyorsa düşme yollara…
Benim yüreğim yetiyor. Ben kararlıyım. Bu sefer
olmadıysa bu olmayacak anlamına gelmiyor tabi… Benim üzüldüğüm umut’du.
Umutlanmak ve sonundaki büyük boşluk güzel değildi. Hani bir tabir vardır ya
ŞIK olmadı derler. Güzel bir elbisenin üstünüze uymadığı anlamında kullanılan
şık kelimesini konumunuzda da kullanırsınız. Şık olmuyor. Bizler genç insanlar
değiliz. Bizler bir şey söylendiğinde yapılmasını bekleyen kişileriz. Bizler
sabrı tabiî ki biliriz ama sabrın sonunun selamet olmasını isteriz. Sabrın sonu
boşluksa üzülürüz. Yılar mıyız? Ben yılmam. Nitekim yılmadım. Bir kez daha bu
müzikal gündeme geldiğinde bir kez daha aynı şekilde kapıldım rüzgâra
heyecanlar yaşadım. Sonra oda boşlukta bir zerre olarak yok oldu gitti.
İnsanları suçlamak ne bana ne de benim gibi
Mevlana felsefesini ilke edinmiş birine yakışır. Ben sadece diyorum ki bir
şeyden emin olmadıktan sonra yazıktır insanların hevesleri ile umutları ile
oynamayın. Biliyorum iyi niyetlisiniz ama düşünmenizde gerekir. Buna canı
gönülden inanınki Koskoca Dünyanın hayranlığını kazanmış.
· Anadolu’da tasavvufun en önde gelen temsilcilerinden birisi olan Mevlana’dır.
· Anadolu insanı ona büyük sevgi, saygı beslemiş ve düşüncelerini
benimsemiştir.
· Aradan yaklaşık 700 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen onun
düşünceleri hala Türk halkının ilgi ve sevgisini çekmeye devam etmektedir.
Böyle bir ışığın hayatından kesitler
yazmak, ya da tüm hayatından söz etmek ve onu müzikale dönüştürmek kolay bir
şey değildir. Çok zordur çok. Ben yinede şikâyet etmeyeceğim. Başka baharlara
kalsın. Allah ömür verirse belki bir gün dileğim olur. Neden olmasın.
Nazan Şara Şatana

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder