Dünyaya su nereden gelmiştir?
Su, durmadan senin mahallendeki bahçeye doğru akıyor.
Galiba o, hoş yürüyüşlü sevgiliye âşık.
Fuzuli
Su kadar aziz ol
Dünya'nın başlangıcında, suyun iki temel etkenle ortaya çıktığı düşünülüyormuş.
Birincisi; yanardağlardan
fışkıran gazlarla birlikte
su buharının da çıkması ve bu su
buharının, bulutları,
ardından da yağmurları
oluşturmasıymış.
İkincisi; buzullardan
oluşan küçük kuyruklu yıldızların
ve donmuş asteroitlerin Dünya'ya
çarpmalarıymış.
O
başlangıç aşamasından bugüne kadar ise su, 'devri daim' yaparak Dünya'da
dolaşmaktaymış.
Su çevrimi, yeryüzünde, yeraltında ve
atmosferde suyun mevcudiyetini ve hareketlerini tasvir ediyormuş.
Dünyadaki su daima hareket halindeymiş.
Buz halden sıvı hale, sıvı halden buhar
haline ve buhar halinden tekrar sıvı haline dönen suyun bu hareketi süreklilik
arz edermiş.
Su çevrimi milyonlarca yıldır devam
etmekte olup hayatın mevcudiyeti buna dayanıyormuş.
Su çevrimini harekete
geçiren güneş, okyanuslardaki suyu ısıtır, ısınan su da atmosfere buharlaşırmış.
Yükselen hava akımları, su buharını atmosfer içinde yukarıya kadar
taşır, orada bulunan daha soğuk hava bulutlar içinde yoğunlaşmaya sebep olurmuş.
Hava akımları, bulutları dünya çevresinde hareket ettirir, bulut
zerreleri bir araya gelerek, büyürler ve yağış olarak gökyüzünden düşerlermiş.
Bazı yağışlar, kar olarak dünyaya geri döner ve donmuş su
kütleleri halinde binlerce yıl kalabilecek olan buz tepeleri ve buzullar
şeklinde birikebilirlermiş.
Ilıman iklimlerde ilkbahar geldiğinde çoğu zaman kar örtüleri erir
ve eriyen su, erimiş kar olarak toprak yüzeyinde akışa geçer ve bazen de
sellere sebep olurmuş.
Yağışın çoğu okyanuslara ya da toprağa düşerek yerçekiminin
etkisiyle yüzey akışı olarak akarmış.
Akışın bir kısmı
vadilerdeki nehirlere karışır ve buradan da nehirler vasıtasıyla okyanuslara
doğru hareket edermiş.
Yüzey akışları ve yeraltı menşeyli
kaynaklar tatlı su olarak göllerde ve nehirlerde toplanırmış.
Bütün yüzey akışları nehirlere ulaşmazmış.
Akışın çoğu sızarak yer altına geçermiş.
Bu suyun bir kısmı yüzeye yakın kalır
ve yeraltı suyu boşaltımı olarak tekrar yüzeydeki su kütlelerine (ve okyanusa)
katılırmış.
Bazı yeraltı suları yer yüzeyinde
buldukları açıklıklardan tatlı su kaynakları olarak tekrar ortaya çıkarlarmış.
Sığ yeraltı suyu, bitki kökleri
tarafından alınır ve yaprak yüzeyinden terlemeyle atmosfere geri dönermiş.
Yeraltına sızan suyun bir kısmı daha
derinlere gider ve çok uzun zaman süresince büyük miktarda tatlı suyu
depolayabilen Akifeleri (suyla doymuş yeraltı materyali)' beslermiş.
Zamanla bu su da hareket eder ve bir kısmı su
döngüsünün başladığı ve bittiği okyanuslara karışırmış.(alıntı)
Bütün bunları okuduktan sonra aklın almadığı; bazı olayları nasıl
bir sistem içinde hallolduğu… Nasıl oluyor? Bu sistem hatasız, kusursuz dünya kurulduğundan
beri devam ediyor. Burada zaten
Allah’ın büyüklüğünü anlıyorsunuz. Onun ne kadar kudretli olduğuna bir
kez daha şahit oluyorsunuz.
Bu yazılanlar su hakkında okuduklarımın acaba ne kadar kalmış bir
kırıntısı. Yazmakla bitmeyecek, su ile ilgili yazılar, anlatılar, bilgiler var.
Dünya bunları devam ettiriyor.
Bilim adamları
Dünyanın 6000 milyon yıl önce olduğu konusunda hemfikirdirler.
Bu süre, keşfedilen
ilk hayat belirtisinin ait olduğu sanılan 3000 milyon yıl süresinin tam iki
katı.
Bir
bardak suyun hatırı bence kahveden çok fazladır… Kahveyi içmeden
durabilirsiniz, hatta ömür boyu içmeyebilirsiniz… Oysa su içmeden duramazsınız.
Yaşamın gerektirdiğidir su…
Su dünya üzerindeki
en mucizevî maddeymiş.
Kimyasal formülü H2O’ymuş.
Saf su renksiz,
kokusuz ve tatsızmış.
Dünya yüzeyinin %71′i
sularla kaplıymış.(alıntı)
Su, insan yaşamı için oksijenden sonra gelen en
önemli öğe…
Bir yerde şöyle yazıyor:
Kanın %92’si,
kemiklerin %22’si, beynin ve kasların %75’i suymuş.
Hücrelerin
yaşamsal faaliyetleri, vücut fonksiyonlarının yerine getirilmesi vücudun su
dengesinin korunması ile mümkünmüş.
Vücutta
biriken toksinleri atmak, vücudun ısı dengesini sağlamak için idrarla 1500,
deri yoluyla 500, dışkı ve solunum ile 300’er ml (toplamda yaklaşık 2,5 lt) su
kaybedilmekteymiş.
Susuzluk, vücutta dolaşan atıkların birikmesine yol açarak, toksinlerin
atılmasına engel olur ve dokuların zarar görmesine yol açar. Su, besinleri
taşıyan ve vücut enerjisini hücrelere ileten bir çözücüdür. Vücut ısısını
düzenler; beyin, omurilik gibi hayati organlar için bir dengeleyici olarak
çalışır; eklemlerimizin daha etkin hareket edebilmesi için adeta yağ görevi
görür. Susuzluk, enerji seviyesini ve vücudun yaşamını sürdürme kabiliyetini
azaltır. (alıntı)
Su
bu kadar önemli… Su kadar aziz ol derler.
Yağışın
insanlık ve tarım için öneminden dolayı, değişik biçimlerine farklı isimler
verilmiştir: çoğu ülkede genel ismi yağmur'dur, dolu, kar, sis ve çiy diğer örneklerdir. Uygun şartlar
oluştuğunda, havadaki su damlacıkları güneş
ışığını kırarak, gökkuşağı oluştururlar.
Temel olarak,
su akışı, nehirler ve tarım için su ihtiyacı gibi, insanlık tarihinde büyük
roller oynamıştır. Nehirler ve denizler, ticaret ve ulaşım için elverişli yollar sunmuştur. Su akışı,
erozyon etkisi ile çevrenin şekillenmesinde büyük roller oynayarak, vadiler ve deltalar oluşmasını
sağlamış ve insanların yerleşimine uygun arazi ve alanlar meydana getirmiştir.
Su
aynı zamanda zemine nüfuz ederek, yer altına doğru iner. Bu yeraltı suları daha
sonra tekrar yüzeye çıkarak doğal kaynaklar, sıcak su kaynakları ve gayzerler oluşturur.
Yeraltı suları, aynı zamanda ambalajlanarak maden suyu olarak
satılmaktadır.
Su, kendi
içinde farklı maddelerin koku
ve tadlarını barındırabilir. Bu nedenle, insan ve hayvanların, suyun
içilebilirliğini anlamak için duyuları gelişmiştir. Hayvanlar genel olarak,
tuzlu deniz suyunun ve bataklık suyunun tadından hoşlanmaz, dağlardan veya yeraltından gelen saf kaynak sularını
ararlar. Kaynak suyu veya mineral su diye bilinen tat, aslında suyun içinde
çözülmüş olan minerallerin tadıdır. Saf su (H2O), tatsızdır. Bu
yüzden, kaynak veya mineral suyunun saflığı diye bilinen şey, suyun içinde
zararlı (toksik) maddeler, kir, toz veya mikrobik organizmalar olmadığını belirtir.(alıntı)
Bugün kullandığımız suyun milyonlarca yıldır dünyada bulunduğu ve
miktarının çok fazla değişmediği doğrudur. Dünyada su hareket eder, formu
değişir, bitkiler ve hayvanlar tarafından kullanılır, fakat gerçekte asla yok
olmaz. Buna Hidrolojik
Döngü (Su Döngüsü) denir.(alıntı)
Döngü (Su Döngüsü) denir.(alıntı)
Su hakkında
bende sizlerle birlikte birçok şeyi öğrenmiş oldum. Suyu kana – kana içeriz.
Hele çok susamışsak tadına doyum olmaz.
Bazen
uzun – uzun anlatmaya, dilimizin döndüğünce bir şeyler söylemeye çalışırız.
Sonra bir bakarız ki bizden önce âlimler, bilenler, önemliler, göz nurları, gönül
sultanları zaten söyleyeceklerini söylemişler. Sizlere Suyu en iyi anlatan her
haliyle, her nasihati ile; olması gereken ve bilinmesi gereken şekli ile Fuzuli
anlatmış. Biz sadece okuyalım. Mutlaka okuyalım. İnanın içinden alınacak çok
ders var. Okuyacaklarınız gerçekten her biri birer altın değerinde:
Fuzuli’den:
(Su kasidesinden)
Ey göz,
gönlümdeki ateşlere, gözyaşından su saçma, böylesine tutuşan ateşlere su çare
kılmaz.
Dönen
günbedin rengi mi mavidir, yoksa gözümden akan su mu onu çepçevre çevirmiştir,
bilmiyorum.
Kılıcının
zevkinden gönlüm parça - parça olsa, şaşılmaz, zira su zamanla duvarda yarıklar
bırakır.
Yaralı
gönül senin (peykân)ından korka - korka bahseder. Yaralı olan suyu ihtiyatla içer.
Bahçıvan
boşuna zahmet çekmesin, gül bahçesini suya versin, bin gül bahçesine su verse,
senin yüzün gibi bir gül açılmasına imkân yoktur.
Yazı
yazan (hattat) kalem gibi gözlerine kara su inse de, senin yüzünün hattına
benzer bir hat yazamaz.
Yanağını
hatırlarken kirpiklerim ıslansa bunda şaşılacak ne var? Gül yetiştirmek
isterken, dikene verilen su boşa gitmez.
Gam günü
hasta gönülden kılıcını (kirpiklerini, bakışını) esirgemek gecede hastaya su
vermek hayırlı bir iştir.
Su Kasidesi Fuzûlî'nin meşhur
kasidelerinden biridir. Aruzun "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün
fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi "su" olduğu için bu şekilde adlandırılır. Fuzûlî bu
kasidesini Hz. Muhammedi övmek amacıyla yazmıştır. Kaside üstün bir lirik söyleyiş ve sanatlı
anlatımıyla Türk Edebiyatı'nın büyük şairlerinden Fuzûlî'nin bir söz
şaheseridir.
Suyun kutsallığını
anlatmak istedim sizlere.
Nazan Şara Şatana
Sıcak
su mucizesi:
Bedenin doğal serinletme sistemini çalıştırır. Bu
kan dolaşımında artışa neden olur.
İç organları ve kaburga kafesinin etrafındaki
kasları gevşetir, daha derin nefes almanızı sağlar.
Mide asidi etkilerini rahatlatır ve asit reflu semptomlarını (belirtilerini)rahatlatır.
Sulanmayı ve besinlerin emilimini artırarak
sindirime yardımcı olur.
Kabızlığı giderir.
Kilo verme: yemeklerden yarım saat önce içilen
sıcak su iştahı azaltır ve kilo vermeyi hızlandırır.(alıntı)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder