19 Ağustos 2017 Cumartesi



Dünyaya su nereden gelmiştir?


Su, durmadan senin mahallendeki bahçeye doğru akıyor. Galiba o, hoş yürüyüşlü sevgiliye âşık.
Fuzuli

Su kadar aziz ol

Su, kohezyon kuvvetine sahip renksiz, kokusuz ve tatsız sıvı bir maddedir.



Dünya'nın başlangıcında, suyun iki temel etkenle ortaya çıktığı düşünülüyormuş.
Birincisi; yanardağlardan fışkıran gazlarla birlikte su buharının da çıkması ve bu su buharının, bulutları, ardından da yağmurları oluşturmasıymış.
İkincisi; buzullardan oluşan küçük kuyruklu yıldızların ve donmuş asteroitlerin Dünya'ya çarpmalarıymış.
O başlangıç aşamasından bugüne kadar ise su, 'devri daim' yaparak Dünya'da dolaşmaktaymış.
Su çevrimi, yeryüzünde, yeraltında ve atmosferde suyun mevcudiyetini ve hareketlerini tasvir ediyormuş.
Dünyadaki su daima hareket halindeymiş.
Buz halden sıvı hale, sıvı halden buhar haline ve buhar halinden tekrar sıvı haline dönen suyun bu hareketi süreklilik arz edermiş.
Su çevrimi milyonlarca yıldır devam etmekte olup hayatın mevcudiyeti buna dayanıyormuş.
Su çevrimini harekete geçiren güneş, okyanuslardaki suyu ısıtır, ısınan su da atmosfere buharlaşırmış.
Yükselen hava akımları, su buharını atmosfer içinde yukarıya kadar taşır, orada bulunan daha soğuk hava bulutlar içinde yoğunlaşmaya sebep olurmuş.
Hava akımları, bulutları dünya çevresinde hareket ettirir, bulut zerreleri bir araya gelerek, büyürler ve yağış olarak gökyüzünden düşerlermiş.
Bazı yağışlar, kar olarak dünyaya geri döner ve donmuş su kütleleri halinde binlerce yıl kalabilecek olan buz tepeleri ve buzullar şeklinde birikebilirlermiş.
Ilıman iklimlerde ilkbahar geldiğinde çoğu zaman kar örtüleri erir ve eriyen su, erimiş kar olarak toprak yüzeyinde akışa geçer ve bazen de sellere sebep olurmuş.
Yağışın çoğu okyanuslara ya da toprağa düşerek yerçekiminin etkisiyle yüzey akışı olarak akarmış.
 Akışın bir kısmı vadilerdeki nehirlere karışır ve buradan da nehirler vasıtasıyla okyanuslara doğru hareket edermiş.
Yüzey akışları ve yeraltı menşeyli kaynaklar tatlı su olarak göllerde ve nehirlerde toplanırmış.
Bütün yüzey akışları nehirlere ulaşmazmış.
Akışın çoğu sızarak yer altına geçermiş.
Bu suyun bir kısmı yüzeye yakın kalır ve yeraltı suyu boşaltımı olarak tekrar yüzeydeki su kütlelerine (ve okyanusa) katılırmış.
Bazı yeraltı suları yer yüzeyinde buldukları açıklıklardan tatlı su kaynakları olarak tekrar ortaya çıkarlarmış.
Sığ yeraltı suyu, bitki kökleri tarafından alınır ve yaprak yüzeyinden terlemeyle atmosfere geri dönermiş.
Yeraltına sızan suyun bir kısmı daha derinlere gider ve çok uzun zaman süresince büyük miktarda tatlı suyu depolayabilen Akifeleri (suyla doymuş yeraltı materyali)' beslermiş.
 Zamanla bu su da hareket eder ve bir kısmı su döngüsünün başladığı ve bittiği okyanuslara karışırmış.(alıntı)
Bütün bunları okuduktan sonra aklın almadığı; bazı olayları nasıl bir sistem içinde hallolduğu… Nasıl oluyor? Bu sistem hatasız, kusursuz dünya kurulduğundan beri devam ediyor. Burada zaten Allah’ın büyüklüğünü anlıyorsunuz. Onun ne kadar kudretli olduğuna bir kez daha şahit oluyorsunuz.
Bu yazılanlar su hakkında okuduklarımın acaba ne kadar kalmış bir kırıntısı. Yazmakla bitmeyecek, su ile ilgili yazılar, anlatılar, bilgiler var. Dünya bunları devam ettiriyor.
Bilim adamları Dünyanın 6000 milyon yıl önce olduğu konusunda hemfikirdirler.
Bu süre, keşfedilen ilk hayat belirtisinin ait olduğu sanılan 3000 milyon yıl süresinin tam iki katı.
Bir bardak suyun hatırı bence kahveden çok fazladır… Kahveyi içmeden durabilirsiniz, hatta ömür boyu içmeyebilirsiniz… Oysa su içmeden duramazsınız. Yaşamın gerektirdiğidir su…
Su dünya üzerindeki en mucizevî maddeymiş.
Kimyasal formülü H2O’ymuş.
Yani iki hidrojen ve bir oksijen atomundan meydana gelmiş.
Saf su renksiz, kokusuz ve tatsızmış.
Dünya yüzeyinin %71′i sularla kaplıymış.(alıntı)

Su, insan yaşamı için oksijenden sonra gelen en önemli öğe…
Bir yerde şöyle yazıyor:
Kanın %92’si, kemiklerin %22’si, beynin ve kasların %75’i suymuş.
Hücrelerin yaşamsal faaliyetleri, vücut fonksiyonlarının yerine getirilmesi vücudun su dengesinin korunması ile mümkünmüş.
Vücutta biriken toksinleri atmak, vücudun ısı dengesini sağlamak için idrarla 1500, deri yoluyla 500, dışkı ve solunum ile 300’er ml (toplamda yaklaşık 2,5 lt) su kaybedilmekteymiş.
Susuzluk, vücutta dolaşan atıkların birikmesine yol açarak, toksinlerin atılmasına engel olur ve dokuların zarar görmesine yol açar. Su, besinleri taşıyan ve vücut enerjisini hücrelere ileten bir çözücüdür. Vücut ısısını düzenler; beyin, omurilik gibi hayati organlar için bir dengeleyici olarak çalışır; eklemlerimizin daha etkin hareket edebilmesi için adeta yağ görevi görür. Susuzluk, enerji seviyesini ve vücudun yaşamını sürdürme kabiliyetini azaltır. (alıntı)
Su bu kadar önemli… Su kadar aziz ol derler.
Yağışın insanlık ve tarım için öneminden dolayı, değişik biçimlerine farklı isimler verilmiştir: çoğu ülkede genel ismi yağmur'dur, dolu, kar, sis ve çiy diğer örneklerdir. Uygun şartlar oluştuğunda, havadaki su damlacıkları güneş ışığını kırarak, gökkuşağı oluştururlar.
Temel olarak, su akışı, nehirler ve tarım için su ihtiyacı gibi, insanlık tarihinde büyük roller oynamıştır. Nehirler ve denizler, ticaret ve ulaşım için elverişli yollar sunmuştur. Su akışı, erozyon etkisi ile çevrenin şekillenmesinde büyük roller oynayarak, vadiler ve deltalar oluşmasını sağlamış ve insanların yerleşimine uygun arazi ve alanlar meydana getirmiştir.
Su aynı zamanda zemine nüfuz ederek, yer altına doğru iner. Bu yeraltı suları daha sonra tekrar yüzeye çıkarak doğal kaynaklar, sıcak su kaynakları ve gayzerler oluşturur. Yeraltı suları, aynı zamanda ambalajlanarak maden suyu olarak satılmaktadır.
Su, kendi içinde farklı maddelerin koku ve tadlarını barındırabilir. Bu nedenle, insan ve hayvanların, suyun içilebilirliğini anlamak için duyuları gelişmiştir. Hayvanlar genel olarak, tuzlu deniz suyunun ve bataklık suyunun tadından hoşlanmaz, dağlardan veya yeraltından gelen saf kaynak sularını ararlar. Kaynak suyu veya mineral su diye bilinen tat, aslında suyun içinde çözülmüş olan minerallerin tadıdır. Saf su (H2O), tatsızdır. Bu yüzden, kaynak veya mineral suyunun saflığı diye bilinen şey, suyun içinde zararlı (toksik) maddeler, kir, toz veya mikrobik organizmalar olmadığını belirtir.(alıntı)
Bugün kullandığımız suyun milyonlarca yıldır dünyada bulunduğu ve miktarının çok fazla değişmediği doğrudur. Dünyada su hareket eder, formu değişir, bitkiler ve hayvanlar tarafından kullanılır, fakat gerçekte asla yok olmaz. Buna Hidrolojik
Döngü (Su Döngüsü) denir.(alıntı)
Su hakkında bende sizlerle birlikte birçok şeyi öğrenmiş oldum. Suyu kana – kana içeriz. Hele çok susamışsak tadına doyum olmaz.
Bazen uzun – uzun anlatmaya, dilimizin döndüğünce bir şeyler söylemeye çalışırız. Sonra bir bakarız ki bizden önce âlimler, bilenler, önemliler, göz nurları, gönül sultanları zaten söyleyeceklerini söylemişler. Sizlere Suyu en iyi anlatan her haliyle, her nasihati ile; olması gereken ve bilinmesi gereken şekli ile Fuzuli anlatmış. Biz sadece okuyalım. Mutlaka okuyalım. İnanın içinden alınacak çok ders var. Okuyacaklarınız gerçekten her biri birer altın değerinde:
Fuzuli’den: (Su kasidesinden)
Ey göz, gönlümdeki ateşlere, gözyaşından su saçma, böylesine tutuşan ateşlere su çare kılmaz.
Dönen günbedin rengi mi mavidir, yoksa gözümden akan su mu onu çepçevre çevirmiştir, bilmiyorum.
Kılıcının zevkinden gönlüm parça - parça olsa, şaşılmaz, zira su zamanla duvarda yarıklar bırakır.
Yaralı gönül senin (peykân)ından korka - korka bahseder. Yaralı olan suyu ihtiyatla içer.
Bahçıvan boşuna zahmet çekmesin, gül bahçesini suya versin, bin gül bahçesine su verse, senin yüzün gibi bir gül açılmasına imkân yoktur.
Yazı yazan (hattat) kalem gibi gözlerine kara su inse de, senin yüzünün hattına benzer bir hat yazamaz.
Yanağını hatırlarken kirpiklerim ıslansa bunda şaşılacak ne var? Gül yetiştirmek isterken, dikene verilen su boşa gitmez.
Gam günü hasta gönülden kılıcını (kirpiklerini, bakışını) esirgemek gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.
Su Kasidesi Fuzûlî'nin meşhur kasidelerinden biridir. Aruzun "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi "su" olduğu için bu şekilde adlandırılır. Fuzûlî bu kasidesini Hz. Muhammedi övmek amacıyla yazmıştır. Kaside üstün bir lirik söyleyiş ve sanatlı anlatımıyla Türk Edebiyatı'nın büyük şairlerinden Fuzûlî'nin bir söz şaheseridir.

Suyun kutsallığını anlatmak istedim sizlere.

Nazan Şara Şatana

Sıcak su mucizesi:
Bedenin doğal serinletme sistemini çalıştırır. Bu kan dolaşımında artışa neden olur.
İç organları ve kaburga kafesinin etrafındaki kasları gevşetir, daha derin nefes almanızı sağlar.
Mide asidi etkilerini rahatlatır ve asit reflu semptomlarını (belirtilerini)rahatlatır.
Sulanmayı ve besinlerin emilimini artırarak sindirime yardımcı olur.
Kabızlığı giderir.
Kilo verme: yemeklerden yarım saat önce içilen sıcak su iştahı azaltır ve kilo vermeyi hızlandırır.(alıntı)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder