Evliya Çelebi
Evliya Çelebiden söz etmek her zaman çok
hoşuma gider.
Gezmek – Çok gezmek
Görmek – Çok incelemek…
Araştırmak – Öğrenmek…
Bunlar muhteşem duygular, müthiş öğretiler ve
bilgi birikimleri…
Birikimlerinin özellikle bilgi anlamında
çokluğu insani zenginleştirir.
Neyleyim parayı pulu illada bilgi…
Yaşamak için, gezmek için, iyi yaşamak için
hayatımızda paranın rolünün çok önemli olduğunu kim inkâr edebilir ki! Gezdiğiniz
yerlerde bilgi biriktirmek içinde paraya ihtiyaç olduğu muhakkaktır.
Benim söylemek istediğim salt gezme olmaması,
gezdiğiniz yerlere alıcı gözü ile bakmak, alıcı olduğunuz görecekleriniz
hakkında da akılda kalıcı kaliteli hatıralar biriktirmek.
Bu konuda bence dünyada birkaç âlimden biride
Evliya Çelebi’dir.
O öyle bir gezginki 17. Yüzyıla damgasını
vurmuş biri. Kırk yıl gezmiş.
O zamanlar Osmanlı tapraklarının ucu bucağı
yok. Birikimlerini de atlamadan yazmış. Ne büyük bir saaddet ve ne büyük bir
hazine… Öyle büyük bir hazineki asırlar geçmiş hala dillerde onun yazdığı Seyahatname’si
var…
Bir kuyumcubaşının oğlu olan Evliya Çelebi,
eğitimli biri. Mahalle mektebinden sonra Şeyhülislam Hamit Efendi medresesine
gitmiş, burada uzun yıllar okumuş, dahasında da Enderun’a gitmiş bir zatı
muhterem…
Bütün bunların yanı sıra özel hocalardan
derslerde almış.
Öğrenmeminin – eğitimin sınırının olmadığını
onda görüyoruz.
Kuran’ı
Kerim’i ezberlemiş, hafız olmuş.
Yabancı
dil dersleri almış.
Musiki
derslerinde bir hayli başarılı olmuş.
Güzel
yazı derslerinde bir hayli mauffak olmuş.
Bütün bunlardan sonra da sarayda görev almış.
Tabi o zamanlar sarayda görev almak için oldukça eğitimli ve bir o kadarda
bilgili olmak gerekiyormuş. Sarayda kısa zamanda kendini göstermiş,
yaptıklarından Padişah ve devletin ileri gelenlerinden takdir görmüş. Çok
yüksek görevlere getirilmesi düşünülüyormuş.
Evliya Çelebi ise farklı bir dünya hayali
içindeymiş. Onun çocukluğundan beri isteği gezmekmiş. Bilmediği yerlere gitmek,
oraları görmek, onların yaşamlarını incelemekmiş. Kültürlerinden haberdar olmak
ve haberdar etmek! Yeni insanlarla tanışmak istiyormuş.
Birde ünlü bir rüya hikasesi varmış.
Rüyasında Peygamber Efendimizi görmüş. Yanına
gidip:
“Şefaat Ya Resulallah” diyeceğine;
“Seyehat Ya Resulallah” demiş…
Ondan sonra da seyehatlari başlamış. İlk
başlarda İstanbul’u gezmiş, sonra İstanbul yakınlarını sonrada uzakları – Ta
uzakları – Çok uzakları…
Çok büyük tehlikeler atlatmış, kelimenin tam
anlamı ile aksiyon filmlerindeki gibi heyecanlı sahneler yaşamış ama asla
vazgeçmemiş. Savaşlara bile katılmış. Elinde kalan büyük hazine ise asla
yazmaktan vazgeçmeyip yazdıklarıymış.
Evliya Çelebi oldukça lezzetli bir dille
gezdiği ve gördüğü yerleri anlatmış. Kendi uslubunda… Seyahatname ince bir kitap
değil. 50 yıl durmadan gezen birinin yazacağı kitapta 10 ciltlik olurki bu
kitapta öyle…
Bu eserler:
Türk Kültür Tarihi ve gezi edebiyatı
açısından bir hayli önemli…
Evliya Çelebi sadece Osmanlı Topraklarını
gezmemiş, o yabancı yerlere de gitmiş, gördüklerini yazmış…
O zamanlarda uçak yok, otobüs yok, özel araç
hiç yok.
Evliya Çelebi bütün bu seyehatlerini at
üstünde gerçekleştirmiş.
Zengin bir ailenin çocuğuymuş ama akıllı ve
eğitimli biri olduğu içinde gittiği yerlerde de ticaretle de uğraşmış. İyi
kazanmış iyi harcamış.
Bütün bu işlerin arasında görülen o ki
evlenmeye zamanı olmamış. Dolayısı ile çocukları da yokmuş.
Padişahlarla, krallarla üst düzey devlet
adamları ile tanışmış, onlarla ahbablıklar kurmuş ama asla iktidar hırsına
yakalanmamış.
70 yaşına kadar seyehatlerine devam etmiş.
O
büyük bir gezgin,
Büyük
bir yazar.
Asırlardır
onun yazdıklarından ülkeler tanınmış ve bilinmiş…
Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi bilir?
Düşünün Evliya Çelebi hem çok okumuş, hem çok
gezmiş.
Onun sözlerini incelediğimde;
Büyüklerimizin bize söyledikleri geldi
aklıma. Demekki alışagelmiş bazı nasihatları Eyliya Çelebi söylemiş…
Besmelesiz
yemek yeme.
Sırrın
var ise sakın kimseye söyleme.
Cünüp
iken yemek yeme.
Elbisenin
söküğünü üstünde dikme.
İyi
adını kötüye çıkaracak davranışlarda bulunma.
Kötüyle
arkadaş olma, pişman olursun.
Dâima
ileri hedefin olsun, geriye takılıp kalma.
Harama
tevessül etme.
Kimsenin
payına-hakkına göz dikme.
Bir
şey koymadığın yere el uzatma.
İki
kişi konuşurken dinleme.
Ekmek
ve tuz hakkını gözet.
Namahreme
bakıp ihanet etme.
Davetsiz
bir yere gitme. Gidersen emin olduğun yere, namuslu kimseye git.
Sır
sakla.
Her
mecliste duyduğun şeyleri-sözleri aklında tut.
Evden
eve söz taşıma.
Kötülemekten,
fenalıktan uzak ol.
Ahlaklı
ol.
Herkesle
iyi geçin.
İnat
ve kötü sözlü olma.
Senden
büyüklerin önünden gitme.
İhtiyarlara
hürmet et.
Daima
temiz ol.
Haram
ve yasak edilen şeylere yaklaşma.
Beş
vakit namaza devam edip iyi hâl ile tanınarak, ilim ve faziletle meşgul ol.
Her
zaman geniş kalbli ve hoş meşrep ol.
Beraber
olduğun, tanıştığın kişilerden asla birşey isteme. Buna riayet etmezsen seni
küçük görürler, itibarını kaybedersin.
Rıza
lokmasıyla yetin.
Elindeki
imkânları israf etme.
Elindeki
imkânları israf etme sözlerinin içeriğinde neyi ararsanız bulursunuz.
Elimizdeki olanların kıymetini bilmek, israf etmemek, değerlendirmek hayatın
lezzeti, tadı değil midir?
Nazan Şara
Şatana

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder