Fatma Aliye Hanım (Fatma Aliye Topuz)
İlk kadın
romancımız
1904 yılında Türkiye’de yazılan ve yayınlanan ilk Felsefe Tarihi kitabını yazmış.
İkinci bölümünü tamamen İslam Felsefe’sine ayırmış.
&
Tüm dünyada kadın haklarını ilk kez savunan ve kadın erkek eşitliğinden
bahseden Fatma Aliye Hanım’ın Türkiye’nin ilk kadın yazarı, ilk kadın felsefecisi olması ile birlikte tüm
dünyada tanınması hükümetin 50TL’ lik banknotlara resmini koymasında büyük rol oynamış.
*
1862 yılında İstanbul’da
dünyaya gelen Fatma Aliye Hanım Tanzimat döneminin ünlü kişilerinden Ahmet
Cevdet Paşa’nın kızıymış. Babasının eğitime verdiği önem sayesinde konakta özel
öğretmenlerden Fransızca ve Arapça dersleri, felsefe ve tarih dersleri almış. İlk
yazı denemelerini Fransızcadan Türkçe’ye çeviri yaparak vermiş.
Yaşadığı dönemde
kadınların Edebiyat ile uğraşmaları hoş görülmediği için çevirilerini Meram
takma adını kullanarak yapıyormuş. Daha sonra;Mütercim Meram takma ismini
kullanmaya başlayan Fatma Aliye Hanım ilk çevirisini
George Ohnet’in Volente adlı eserine yapmayı
uygun görmüş. Yaptığı çeviri beğenilince değişik kitapların çevirilerini
yaparak takma isim ile yayınlamaya devam etmiş.
Olayları dikkatli
incelemesi, aile yapılarını inceleme duyguları Fatma Aliye Hanımı Felsefe’ye
yöneltmiş. Babası ile Aristoteles, Platon ve İbn-i Rüşt’ün felsefelerini
incelemeye ve bunları tartışmaya başlamış. Dönemin ilk
Kadın Hakları savunucusu olarak çok dikkat çeken Fatma
Aliye Hanım kadın erkek eşitliğini ve kadınların boşanma durumunda erkekler ile
eşit hakları elde etmeleri için yoğun şekilde çaba harcamış.
İlk Türk kadın romancı
olma özelliği ile Avrupa ve Amerika basınında kendisinden söz edilen Fatma
Aliye Hanım'ın “Nisvan-ı İslâm” adlı eseri Fransızca ve Arapçaya, “Udî” adlı
romanı Fransızcaya çevrilmiş.
Türk edebiyatının ve İslam
coğrafyasının ilk kadın romancısı…
Aslında tarih ondan önce
de bir kadın romancı olduğundan söz ediyor. Zafer hanımmış bu muhteşem hanım.
Ondan uzun uzadıya söz edilmemesinin sebebi bir romanının olmasıymış. Oysa
Fatma Aliye Hanım beş roman yazmış. O tarihte böyle bir mucize daha önce
olmadığı için tarih sayfalarına ilk kadın romancımız olarak onun adı geçmiş.
Fatma Aliye Hanım'ın
edebiyat dışındaki uğraşı alanlarından bir başkası ise yardım cemiyetleri idi. 1897
yılında 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı'nda
yaralanan askerlerin ailelerine yardım amacıyla Tercüman-ı Hakikat
gazetesinde yazılar yazdı, Nisvan-ı
Osmaniye İmdat Cemiyeti adlı bir dernek kurdu. Bu dernek, ülkedeki ilk
resmi kadın derneklerinden biridir. Fatma Aliye Hanım, Hilal-i
Ahmer Cemiyeti'nin de ilk kadın üyesi.
&
Ben bir yazarım. Dokuz
kitabım yayınlandı. Allah’ın izniyle bu sene dört kitabım daha yayınlanacak.
Roman yazmanın nasıl bir şey olduğunu bilenlerdenim bir parçada olsa. Bu
hanımefendilerinin isimlerini bile telaffuz ederken ne kadar heyecanlandığımı anlatmam
inanın hiçte kolay olmuyor. Eli öpülesi kadınlarımız.
Yaptığım araştırmalarda
tabiî ki çoğunluk diyemeyeceğim ama sık rastlanan bir şey, sanatla ilgili
olanların ailelerin de mutlaka sanatın bir ucundan, köşesinden tutmuş
birilerinin olduğudur. Tabiî ki kitap yazmak sanattır. Tabiî ki roman yazmak
sanatın bir dalıdır. Bakın Fatma Aliye Hanımın hayatına:
Yazacaklarımı
okuduklarımdan aklımda kalanları aktarmak yerine, başta yaptığım gibi ve
devamında da bazı bölümleri sizlere birebir alıntı olarak vereceğim. Bu bence
daha da şık olacak.
Fatma Aliye Hanım, 17
yaşında iken 1877–78 Osmanlı Rus harbindeki
Plevne Savunması ile
ünlü Gazi Osman Paşa'nın
yeğeni Kolağası Faik Bey ile evlenmiş ve dört kızı olmuş. (Hatice, Ayşe, İsmet,
Nimet)
Evliliğinin ilk 10 yılında
ancak eşinden gizli olarak kitap okuyabilen Fatma Aliye Hanım, eşinin bu
konudaki tutumunun değişmesinden sonra onun izni ile tercümeler yapmaya başlamış.
Ben okuduklarımdan o kadar
şaşkınım ki. Şimdi bu kadar rahatlığımız varken, bu kadar serbest halde iken
okumamak için çeşitli mazeretlerimiz olurken. O dönemdeki hanımefendi eşinden
gizli okuyor.
"Bir Hanım’ın
gösterdiği çabalar, ünlü yazar Ahmed
Mithat Efendi tarafından Tercüman-ı Hakikat
gazetesinde övülmüş. Yazar kendisini manevi kızı kabul etmiş. İnanın ben
bunları okurken gözlerim yaşarıyor. Kalp atışlarım hızlanıyor.
1891
yılında Ahmet Mithat Efendi
ile birlikte Hayal ve Hakikat
adlı romanı yazdı. Romanın kadın
ağzından olan kısmı Fatma Aliye Hanım'ın, erkek ağzından olan kısmı Ahmet Mithat
Efendi'nin kaleminden
çıkmış. Bunu düşününce daha da çok
şaşırdım. İki kişi bir roman yazıyorlar. Kadının düşüncelerini kadın,
erkeğinkini erkek yazıyor. Birlikte bir kitap yazıyorlar. Bu sihirli gibi bir
şey, tılsımlı gibi… Eser, Bir kadın ve
Ahmet Mithat imzasıyla yayımlanmış. Bakın burada yine çok güzel şeyler
yazıyor. Bu ikili bu muhteşem eserlerinden sonra;
Uzun süre mektuplaşmış ve
bu mektupları Tercüman-ı Hakikat Gazetesi'nde yayımlanmış.
Fatma Aliye Hanım, 1892
yılında Muhadarat adlı ilk
romanını kendi adıyla yayımlamış.
Bunu fazlası ile ve büyük
bir sabırla beklemiştir. Ben bu konuda herhalde ciddi şekilde bencilim. Benim
yazdığım kitaplarımı hiç kimseye mal ettirmem herhalde. Eğrisiyle, doğrusuyla
benim yazdığım benim ismim olmalı derim.
Muhadarat adlı kitapla
ilgili bilgi topladığımda kitabın içeriği dikkatimi çekti.
Eserde; XIX yüzyıl sonunda
Osmanlı toplumundaki konak hayatı teferruatlı bir biçimde ele alınıp işlenmiştir.
Ana tema baskı ile yapılan evliliğin mutsuzlukla sonuçlanması ve kadının ilk
sevgisinden vazgeçerek tekrar sevebileceği görüşü…
İkinci kitabının ismi Udi…
Eserde; mutsuz bir evlilik
yapan Bedia'nın hikâyesini dönemine göre çok yalın bir dille anlatmış.
Fatma Aliye Hanımın
kitaplarını araştırırken edindiklerim; Kadını işlemiş yazar. Kadın sorunları
diyoruz ya şimdi biz yazdıklarımızda işte bunlardan söz etmiş. Bunlarla
ilişkili hayatları dile getirmiş, kaleme almış. Evliliklerden söz etmiş,
mutsuzluklardan, zorbalıklardan. Zorlanılmalardan. Yine de bütün zorluklara
rağmen ezilmek istemeyen kadınların sıkıntılarını yazmış. Haklı nedenlerle
isyan eden kadınlar, çalışmak isteyen, üretmek isteyen, ayaklarının üstünde
durmak isteyen kadınlardan bahsetmiş. Körü körüne erkeğe göz yummayan
kadınlardan… Fatma Aliye Hanım'ın diğer romanları Ref'et, Enin, Levayih-i Hayat adlarını taşıyormuş.
Yazar bunların haricinde
sesinin daha çok duyulması, yazdıklarının en azından kitlelere ulaşabilmesi
için Kadın gazetelerinde yazılar yazmaya başlamış. Kadın haklarını savunmuş.
Bunları yaparken muhafazar kesimlerden de tepki almamaya dikkat etmiş. İslam’a
gönül veren biri olarak;
1892'de
yayımlanan Nisvan-ı İslam adlı
kitabında Avrupalı kadınlara İslam'da kadının durumunu anlatmış. Geleneklerin
güzelliklerinden, yapıcılıklarından bahsetmiş.
1893
yılında Ahmet Mithat Efendi
tarafından yazılan Bir Osmanlı Kadın
Yazarın Doğuşu (Bir Muharrire-i Osmaniye'nin Neşeti) adlı kitap ününü
arttırmış. Bu kitap Ahmet Mithat'ın Fatma Aliye'yi anlattığı yazıları ve Fatma
Aliye'nin doğrudan kendisini anlattığı mektuplarından oluşmaktaymış. Fatma
Aliye mektuplarında bitmek tükenmez bilmeyen öğrenme coşkusunu anlatmış.(alıntı)
1914
yılında yazdığı Ahmed Cevdet Paşa ve
Zamanı son yapıtı olmuş. Fatma Aliye Hanım, soyadı yasasından sonra Topuz soyadını almış. Fatma Aliye
Hanım, ilk Osmanlı kadın feministlerden Emine
Semiye'nin ablası, tiyatro ve sinema oyuncusu Suna
Selen'in anneannesidir.
Böyle yazıyor birçok
yerde. Bu muhteşem kadınların hayatlarını okuduğum zaman çok şaşırıyorum.
Gerçekten şaşırıyorum. Bu anlatılanlar kolay olacaklar değil ki. Bizler bu
zamanda bunları başarmak için ciddi mücadeleler veriyoruz. O zamanlar nasıl
yapmışlar inanılası gibi değil.
Düşünün o tarihte romanlar
yazmış.
Gazetelerde yazılar,
köşeler yazmış.
Derneklerde çalışmış.
Dünya kadınlarına İslam’da
kadını anlatmış.
Bir İslam yazarı olarak
yapmış bunu.
Geleneklerimizi, örf ve
adetlerimizi onların kulaklarına fısıldamış.
Evlenmiş.
Dört çocuk annesi olmuş.
Tüm dünyada kadın
haklarını ilk kez savunmuş.
Kadın erkek eşitliğinden
bahsetmiş.
50TL’ lik banknotlara
resmi konulmuş.
O dönemdeki kadınların
sesi olmuş. Daha ne olsun?
Nazan Şara Şatana

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder