Gelinliği
Dünyaya Türkler Tanıttı…
Tüm
dönemlerde kadının en önemli tören giysisi gelinlik oldu.
Beyaz kumaştan
gelinliği ilk kez 1898′de Kemalettin Paşa ile evlenen II. Abdülhamid’in kızı
Naime Sultan giydi.
Sarayda
başlayan ve zamanla yaygınlaşan beyaz gelinlik 20. yüzyılda artık vazgeçilmez
oldu.
Osmanlı
devrine ait kadın giyimi ve gelinliği, yaşanılan hayat tarzına paralel saray,
şehir ve kırsal kesim gibi grupların kendilerine özgü kuralları, gelenek ve
göreneklerine göre kullanılan değişik boya, dokuma, işleme ve modellerle
zenginleşti.
Gelinlik
ilk olarak Türk toplumundan dünyaya yayılmış bir gelenektir.
Hristiyan
ve katalokler güzel bir elbise giyer kiliseye gider nikâh kıydırırlardı.
Türkler
göçebe hayatı yaşarlardı. Sürekli gezdikleri için çeşitli kültürlerin de etkisi
altına girmişlerdir.
Obada
evlengelin güzelce giydirilir başına kırmızı tül örtülürdü. Bu bekâreti,
saflığı simgelerdi. Düğün bitinceye kadar kırmızı tül açılmazdı.
Daha
sonra ipek yoluyla gelen taciler gördükleri bu kültürü ülkelerine
taşımışlardır.
Ülkelerinde
zengin ve nüfuslu olanlara bu geleneği anlatmışlar, onlarda beğenip
uygulattırmışlar. Önceleri saten ve ipekten yapılmış gelinlikler sonrasında
tüle dönmüş. Sonra beyazda karar kılınmış. Bu da temizliği, saflığı ve
masumluğunu simgeliyor düşüncesi ile uygulanmış.
Eski
Roma’da gelinler farklı giyinirlermiş. Özel giysileri sarı olur sarı peçe
takarlarmış.
Beyaz
gelinlik 16. Yüzyılda yaygınlaşmaya başlamış.
Bu
günlerde kraliyet aileleri gümüş renkte gelinlikler giyerlermiş.
Kraliçe
Viktorya bunu reddedmiş, beyaz renkte gelinlik giyeceğini söylemiş ve giymiş.
Tabi
bunun ardından yazar – çizerler beyaz rengin üstünde durmuşlar ve masumiyeti
anlatıyor demişler.
Gelinlikle
ilgili iyi yazılmayan adeler o zamandan bu zamana süregelmiş.
-
Damadın
gelinliği gelenin üstünde nikâhtan önce görmesi uğursuzluk getirir,
-
Gelin
kendi gelinliğinikendi dikerse uğursuzluk olur.
-
Gelin
düğünden önce gelinliğini hiçbir yerde giyemez…
Bu değişim içerisinde tüm dönemlerde kadının en önemli tören giysisi hiç kuşkusuz gelinlik olmuş.
Bu değişim içerisinde tüm dönemlerde kadının en önemli tören giysisi hiç kuşkusuz gelinlik olmuş.
Gelinlik
için seçilen model, renk, kumaş değişse de amaç hep aynı kaldı. Osmanlı
adetleri gereği, simli, pullu, işli giyinmeleri fazla süslü ve dikkat çekici
görüldüğünden genç kızlar genellikle sade elbiseler giyerdi.
Kadınların
süslü giyinebilmelerinin yolu evlilikle başladığından, ilk gösterişli elbise
olan gelinlik her zaman önemli bir giysi oldu ve gelinin diğer kadınlardan
farklılığını belirtmesi açısından da önemsendi.
Gelini
diğer kadınlardan farklı kılan, gelinliğin yanı sıra gelinliği tamamlayıcı
gelin başı, duvağı, gelin çiçeği ve diğer aksesuarlarıydı.
Dönem
modasını yansıtan pahalı kumaşlardan yapılan gelinlikler gösterişli ve
süslüydü.
Saray,
hanedanlık rengi olarak kırmızı rengi benimserken, halk kırmızının yanı sıra
mor, mavi, pembe gibi canlı renkleri de severek tercih ediyordu.
Gelinin
yüzünü örten duvak tül hep kırmızı oldu.
1870′lerden
sonra Batı etkisiyle daha açık renkte gelinlikler giyilmeye başlandı.
Osmanlılarda
düğünün kaç gün süreceği, evlenenlerin sosyal statülerine göre değişim
gösterirdi. Düğünün her gününde farklı bir kıyafet giyilirdi. Kına gecesinde ve
gerdek günü (düğünün gecesi) için farklı kıyafetler, gerdek ertesinde ise,
‘paçalık’ tabir edilen bir kıyafet giyilirdi.
Kadınların
başlıca giyim eşyaları şalvar, hırka, gömlek, entari ve kaftanlardı. Şalvarla
giyilen entariler Türk kadın giyiminin en eski örneklerini teşkil eder. Peşli
entari, belden aşağı doğru etek kısımları genişletilerek biçimlenir. 18. yüzyıl
başlarından itibaren bu entarilerin yaka açıklığı, kol kesimi, etek boyu,
elbisenin bedene oturması gibi model değişiklikleri, 19. yüzyıl ortalarına
kadar etkili oldu.
19.
yüzyılın başlarında üç etek ve dört etek denilen modeller gözde oldu. Üç
etekler yanları yırtmaçlı, önü açık, belden birkaç adet düğmeli, boyu yere
kadar entarilerdir.
Üç
etek 1875′lere kadar etkiliydi ve kırsal kesimlerde 20. yüzyıla kadar
kullanıldı. Eski Roma’da gelinliklerin rengi sarıydı.
Alyans:
-
İnsanların
evlenince yüzük takmaları eski Mısırlıların inançlarına dayanıyor. Milattan
2800 yıl önce Mısır’da yaşayanlar dairenin veya halka şeklindeki cisimlerin,
başlangıç ve bitiş noktalarının olmaması nedeni ile sonsuzluğu temsil ettiklerine
inanıyorlardı.
-
Yüzük
evliliğin sonsuza dek süreceğini simgeliyordu.
-
Sonra
bu inanç ve adet Romalılar vasıtası ile iyice yaygınlaştı. Kazılarda o
devirlere ait çok ilginç evlilik yüzüklerine rastlanılmıştır.
-
Evlilik
yüzüğünün sol ele ve sondan bir önceki parmağa takılmasının sebebi ise modern
tıbbın gelişmesinden önceki devirlere ait yanlış bir insan anatomisi
bilgisidir.
·
O
zamanlarda dolaşım sistemimizdeki ana damarın sol elimizde bu parmaktan
başlayıp kalbimize gittiği sanılıyordu.
Böylece
buraya takılan yüzükler evli çiftin kalben bağlılığını simgeliyordu. (alıntı)
Tebrikler
– Allah mesut bahtiyar etsin…
Nazan Şara
Şatana

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder