18 Ağustos 2017 Cuma



Kadına - Şiddet

Şiddetin her türünden Allah hepimizi esirgesin. Kavganın bile kalitesi vardır. Şiddet son çare değildir. Son çare konuşarak anlaşmaktır ya da anlaşmamaktır.
·      Siz eşinden dayak yemiş bir kadını yakından gördünüz mü?
·      Yüzünün gözünün morluğuna şahit oldunuz mu?
·      Acıyan yüzünün üzerindeki gözyaşlarının onu nasıl yıktığını anladınız mı?
·      Siz dayak yiyen kadının kocasına duyduğu kini hissedebildiniz mi?  
·      Siz dayak yiyen kadının çaresizliğin izlediniz mi?
·      Korkudan titrediğini, birinin hızla elini kaldırdığında elleri ile başını korumaya çalıştığını, konuşurken kekelediğini, derdini anlatırken sesinin çıkmamasını!
·      Fiziksel ve ruhsal sağlığının mahvolduğunu fark edebilip anlayabildiniz mi?
·      Umutlarının yok olmasına, hayata tamamen küsmesine,
·      Çocuklarını düşünüp içinin acımasına şahit oldunuz mu?
Ben oldum. Çok kereler oldum. Ne yazık ki oldum…
 Bir sabah ofisimde günlük işlerimden birini yapıyorum. Kapım tıklandı. Benim lojmanımı temizleyen akça pakça bana göre dünya güzeli bir maid yüzünü göstermekten utanır halde içeri girmek için izin istedi. Önce fark edemedim. Belki lojmanla ilgili önemli bir şey için gelmiştir dedim ama o daha önce hiç benim ofisime gelmemişti ki! Gel dediğim anda onun yüzünü gördüm. Gözlerindeki ezik hali gördüm, onun utandığını gördüm. Onun kızaran gözlerinden akan yaşları gördüm. Nasıl yerimden kalktığımı hatırlamıyorum. Ne oldu diye sormak benim boş bulunduğumdan sarf edilmiş bir cümleydi. Ne olduğu belliydi. Dayak yemişti. Zalimce bir aşağılık tarafından hunharca hırpalanmıştı.
Öyle bir aşağılık kişi tarafından dövülmüştü ki,
·      Ona üç evlat vermiş,
·      Ona on beş yılını harcamış,
·      Onun anasına babasına, zalim ailesine katlanmış,
·      Yokluğunu görmüş sesini çıkarmamış,
·      Aldığı parayı elinden alıp içkiye vermesine sesini yükseltememiş…
·      Peki, bu zalimin derdi neymiş? Neymiş biliyor musunuz?
O güçsüz aciz, işsiz alkole sığınmış zavallı biri olduğundan, gücü Allah Kahretsin ki eşine yettiğinden, ‘ev kirasını tamamlayacağım ne olur alma parayı’ dediği için tabiri caizse; ‘olayın vahametini sizlere daha iyi anlatmak için bu tabiri kullanmalıyım’ bir kamyon dolusu dayak yemişti.
·      Ne için yemişti? Kocasının çalışmadığının ayıbını örtmek için.
·      Ne için yemişti? Çocuklarının babasının nahoş hareketlerinden dolayı şikâyet edilmelerinden ürktüğünden yemişti.
·      Ne için yemişti? Kirayı vermezlerse evden atarlar korkusu içindeki telaşından yemişti.
·      Ne için yemişti? Çoluk çocuk sokakta kalırız derdinden yemişti.
O yalnızdı. Kinlerini bir türlü akıtamamış bir ailenin kızıydı.
Bitmemişti annesinin, babasının kızlarına olan kinleri. Bitmemişti…
“Kendi düşen ağlamaz” diyorlardı.
Yazık yapmayın. Allah Aşkına yapmayın.
·      Kimler hatalar yapmıyor?
·      Kimler layık olmadıklarına âşık olmuyor,
·      Kimler âşık olup evlendikten sonra çektiği çileleri ailesi ile paylaşmıyor?  
Aile yavrularının affedicisi olarak yanlarına koşmuyor Kimler! Kimler olacak zalimler…
Burada suçlu bir değil birçok… Ana suçlu, baba suçlu varsa kardeş, amca, dayı… Bilen herkes suçlu.
Ben asla suçlu olmayacaktım bu yapılana da göz yummayacaktım. Yummadım da…
‘Ondan sana koca olmaz’ dedikleri için affetmemişler.
Kimsiniz siz?
·      Allah bile kullarının günahlarını affediyor. Siz kimsiniz?
·      Neymiş kendi istedi kendi çekecek. Öyle yağma yok.
Böyle insanlık olmaz.
·      Kızınız hata yaptı ise ayıp sizinde ayıbınız.
·      Kızınız sizin kızınız.
·      O zaman hatayı sadece kızınızda aramayın.
Madem ondan koca olamayacağını anlamıştınız ve kızınıza söz geçirmemiştiniz o zaman niye kızınızın yanında olaydınız niye?
·      Bu kız evlendiğinde on yedi yaşındaymış.
·      Bakın o çocukmuş…
On sekizinde çocuk anne. On dokuzunda yıpranmış, korkmuş, ürkek, biçare dayak yiyen, aşağılanan kadın sizin kızınız.
·      Kendine zalimce davranan erkeğin karılığına devam eden kızınız.
O kimsesiz. Yazıklar olsun size…
Çocuklarınızı sokaklara atmayın. Zalimlerin elinde onlara işkence yapılmasına izin vermeyin. Çocuklarınız hata yaptı diye onları gönül ve aile sayfanızdan silmeyin.
·      Tabi ki kızacaksınız,
·      Tabiî ki çok ama çok üzüleceksiniz.
·      Belki bir daha görüşmem diyeceksiniz ama bu sadece birkaç ay sürecek o kadar.
On beş yıl. El insaf… Nasıl kendinize yediriyorsunuz. Nasıl sizin çocuğunuzun biri tarafından bu kadar eziyet görmesine ses çıkarmıyorsunuz? Nasıl?
Sizde bir gençliğinize gidin. Bir sorun kendinize hiç mi hata yapmadınız. Ya da siz âşık olmadınız mı? Siz şanslı olabilir, âşık olduğunuz adam gibi adam ya da kadın gibi kadın çıkmış olabilir.
·      Ne yazık ki benim gözü yaşlı personelim şanslı olamamış.
·       Sokaklara çocuklarını alsın düşsün mü?
·      Hiç mi içiniz acımaz, vicdanınız olduğunu hiç mi hatırlamıyorsunuz?
·      Bu kadar yıl olmuş.
·      Artık affedin. Kinle nefretle bu hayat geçmez.
Bakın sizin kanınızdan, canınızdan torunlarınız sizi tanımıyorlar ama tanımadıkları sizden nefret ediyorlar. Çünkü siz onları da sahipsiz bırakmışsınız.
Bu dayak yiyenlerden sadece bir çiçeğin hikâyesi… Ya da hikâyesinin çok ufak bir kısmı... O kurtuldu. Ama böyle gözleri mor, yüksek sesten korkan, biri elini kaldırdığında yere çöken ya da başını korumaya çalışan, çocuklarını babaları gelmeden aç uyutan, her tür eziyete maruz kalan, o kadar çok çiçekler var ki.
Ne olur ellerinizi vicdanınıza koyun. İlle onun babası, abisi, amcası, dayısı, yengesi teyzesi olmanız da gerekmiyor.
İnsan olarak onu dinleyin sadece onun gözlerine bakın. Zaten anlayacaksınız…
·      Onların, kır çiçeklerinin,
·      Boynu bükük sümbüllerin,
·      Lalelerin,
Hanımellerinin sizlere, sizin ilginize, desteğiniz, varlığınıza ihtiyacı var. Artık etrafınıza bakın. Bakın lütfen…

Nazan Şara Şatana


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder