Kadına
- Şiddet
Şiddetin her türünden Allah hepimizi esirgesin. Kavganın
bile kalitesi vardır. Şiddet son çare değildir. Son çare konuşarak anlaşmaktır
ya da anlaşmamaktır.
· Siz
eşinden dayak yemiş bir kadını yakından gördünüz mü?
· Yüzünün
gözünün morluğuna şahit oldunuz mu?
· Acıyan
yüzünün üzerindeki gözyaşlarının onu nasıl yıktığını anladınız mı?
· Siz
dayak yiyen kadının kocasına duyduğu kini hissedebildiniz mi?
· Siz
dayak yiyen kadının çaresizliğin izlediniz mi?
· Korkudan
titrediğini, birinin hızla elini kaldırdığında elleri ile başını korumaya
çalıştığını, konuşurken kekelediğini, derdini anlatırken sesinin çıkmamasını!
· Fiziksel
ve ruhsal sağlığının mahvolduğunu fark edebilip anlayabildiniz mi?
· Umutlarının
yok olmasına, hayata tamamen küsmesine,
· Çocuklarını
düşünüp içinin acımasına şahit oldunuz mu?
Ben
oldum. Çok kereler oldum. Ne yazık ki oldum…
Bir sabah
ofisimde günlük işlerimden birini yapıyorum. Kapım tıklandı. Benim lojmanımı
temizleyen akça pakça bana göre dünya güzeli bir maid yüzünü göstermekten utanır halde
içeri girmek için izin istedi. Önce fark edemedim. Belki lojmanla ilgili önemli
bir şey için gelmiştir dedim ama o daha önce hiç benim ofisime gelmemişti ki!
Gel dediğim anda onun yüzünü gördüm. Gözlerindeki ezik hali gördüm, onun
utandığını gördüm. Onun kızaran gözlerinden akan yaşları gördüm. Nasıl yerimden
kalktığımı hatırlamıyorum. Ne oldu diye sormak benim boş bulunduğumdan sarf
edilmiş bir cümleydi. Ne olduğu belliydi. Dayak yemişti. Zalimce bir aşağılık
tarafından hunharca hırpalanmıştı.
Öyle bir aşağılık kişi tarafından dövülmüştü ki,
· Ona
üç evlat vermiş,
· Ona
on beş yılını harcamış,
· Onun
anasına babasına, zalim ailesine katlanmış,
· Yokluğunu
görmüş sesini çıkarmamış,
· Aldığı
parayı elinden alıp içkiye vermesine sesini yükseltememiş…
· Peki,
bu zalimin derdi neymiş? Neymiş biliyor musunuz?
O güçsüz aciz, işsiz alkole sığınmış zavallı biri
olduğundan, gücü Allah Kahretsin ki eşine yettiğinden, ‘ev kirasını tamamlayacağım ne olur alma parayı’ dediği için tabiri
caizse; ‘olayın vahametini sizlere daha iyi anlatmak için bu tabiri
kullanmalıyım’ bir kamyon dolusu dayak yemişti.
· Ne
için yemişti? Kocasının çalışmadığının ayıbını örtmek için.
· Ne
için yemişti? Çocuklarının babasının nahoş hareketlerinden dolayı şikâyet edilmelerinden
ürktüğünden yemişti.
· Ne
için yemişti? Kirayı vermezlerse evden atarlar korkusu içindeki telaşından
yemişti.
· Ne
için yemişti? Çoluk çocuk sokakta kalırız derdinden yemişti.
O
yalnızdı. Kinlerini bir türlü akıtamamış bir ailenin kızıydı.
Bitmemişti annesinin, babasının kızlarına olan
kinleri. Bitmemişti…
“Kendi
düşen ağlamaz” diyorlardı.
Yazık yapmayın. Allah Aşkına yapmayın.
· Kimler
hatalar yapmıyor?
· Kimler
layık olmadıklarına âşık olmuyor,
· Kimler
âşık olup evlendikten sonra çektiği çileleri ailesi ile paylaşmıyor?
Aile yavrularının affedicisi olarak yanlarına
koşmuyor Kimler! Kimler olacak zalimler…
Burada suçlu bir değil birçok… Ana suçlu, baba
suçlu varsa kardeş, amca, dayı… Bilen herkes suçlu.
Ben asla suçlu olmayacaktım bu yapılana da göz
yummayacaktım. Yummadım da…
‘Ondan sana koca olmaz’ dedikleri için
affetmemişler.
Kimsiniz siz?
· Allah
bile kullarının günahlarını affediyor. Siz kimsiniz?
· Neymiş
kendi istedi kendi çekecek. Öyle yağma yok.
Böyle insanlık olmaz.
· Kızınız
hata yaptı ise ayıp sizinde ayıbınız.
· Kızınız
sizin kızınız.
· O
zaman hatayı sadece kızınızda aramayın.
Madem ondan koca olamayacağını anlamıştınız ve
kızınıza söz geçirmemiştiniz o zaman niye kızınızın yanında olaydınız niye?
· Bu
kız evlendiğinde on yedi yaşındaymış.
· Bakın
o çocukmuş…
On sekizinde çocuk anne. On dokuzunda yıpranmış,
korkmuş, ürkek, biçare dayak yiyen, aşağılanan kadın sizin kızınız.
· Kendine
zalimce davranan erkeğin karılığına devam eden kızınız.
O kimsesiz. Yazıklar olsun size…
Çocuklarınızı sokaklara atmayın. Zalimlerin elinde
onlara işkence yapılmasına izin vermeyin. Çocuklarınız hata yaptı diye onları
gönül ve aile sayfanızdan silmeyin.
· Tabi
ki kızacaksınız,
· Tabiî
ki çok ama çok üzüleceksiniz.
· Belki
bir daha görüşmem diyeceksiniz ama bu sadece birkaç ay sürecek o kadar.
On beş yıl. El insaf… Nasıl kendinize
yediriyorsunuz. Nasıl sizin çocuğunuzun biri tarafından bu kadar eziyet
görmesine ses çıkarmıyorsunuz? Nasıl?
Sizde bir gençliğinize gidin. Bir sorun kendinize
hiç mi hata yapmadınız. Ya da siz âşık olmadınız mı? Siz şanslı olabilir, âşık
olduğunuz adam gibi adam ya da kadın gibi kadın çıkmış olabilir.
· Ne
yazık ki benim gözü yaşlı personelim şanslı olamamış.
· Sokaklara çocuklarını alsın düşsün mü?
· Hiç
mi içiniz acımaz, vicdanınız olduğunu hiç mi hatırlamıyorsunuz?
· Bu
kadar yıl olmuş.
· Artık
affedin. Kinle nefretle bu hayat geçmez.
Bakın sizin kanınızdan, canınızdan torunlarınız
sizi tanımıyorlar ama tanımadıkları sizden nefret ediyorlar. Çünkü siz onları
da sahipsiz bırakmışsınız.
Bu dayak yiyenlerden sadece bir çiçeğin hikâyesi…
Ya da hikâyesinin çok ufak bir kısmı... O kurtuldu. Ama böyle gözleri mor,
yüksek sesten korkan, biri elini kaldırdığında yere çöken ya da başını korumaya
çalışan, çocuklarını babaları gelmeden aç uyutan, her tür eziyete maruz kalan,
o kadar çok çiçekler var ki.
Ne olur ellerinizi vicdanınıza koyun. İlle onun
babası, abisi, amcası, dayısı, yengesi teyzesi olmanız da gerekmiyor.
İnsan olarak onu dinleyin sadece onun gözlerine
bakın. Zaten anlayacaksınız…
· Onların,
kır çiçeklerinin,
· Boynu
bükük sümbüllerin,
· Lalelerin,
Hanımellerinin sizlere, sizin ilginize,
desteğiniz, varlığınıza ihtiyacı var. Artık etrafınıza bakın. Bakın lütfen…
Nazan
Şara Şatana

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder