Satranç
Satranç
insanoğlunun şimdiye kadar bulmuş olduğu en karmaşık oyundur.
Satrançtaki
olası hamle kombinasyonu sayısının, evrendeki yıldız sayısından fazla olduğu
söylenir.
Öğrenmesi kolay bir oyundur.
Hakkıyla oynama becerisi yaklaşık bir yıllık
tecrübe ve pratikle elde edilebilir.
*
Şaturanga
Hindistan'dan önce İran'a geçti ve geçerken ismi.
'şatrang'
oldu.
Arap
orduları onu 1000 yıl kadar önce, fethettikleri İspanya üzerinden Avrupa'ya
getirdiler.
Araplar
oyuna 'şatranj'
veya 'al-şah-mat' (şah ölü)
ismini verdiler. Ancak şah oyunda hiçbir zaman ölmez, diğer taşlar gibi oyun
tahtasının dışına çıkartılamaz.
Vatanı
olan karelerde kımıldayamaz hale gelince esir düşer.
Satranç
ismi Türkçeye Arapçadan girmiştir.
*
Satranç,
iki oyuncu arasında oynanan bir spordur.
Toplam
64 karenin yarısı siyah, yarısı beyaz renklerden oluşur.
Taraflar
beyaz ve siyah renkli taşları alırlar, her oyuncunun bir seferde bir hamle
yapmasıyla oyun gelişir.
Oyunun
başında beyaz ve siyahların 16 taşı bulunur. Bunlar bir şah,
bir vezir,
iki kale,
iki fil,
iki at
ve sekiz piyondan
oluşur.
Karmaşık,
zevkli ve zekâ geliştiren bir oyun olan Satranç’ın bu kadar büyük bir oyun
olmasında, doğudan batıya bir çok ülkenin insanlarının icadına katkısı
olması önemli bir gerçektir.
&
Bütün bu tanımlar yapılan vurgulara göre farklılık
gösterse de, ortak bir kanı vardır ki o da satrancın sportif, bilimsel ve
sanatsal öğeleri birarada barındıran entellektüel bir uğraş olduğudur.
Satrancın, zamanımızdan en az 4000 yıl önce Mısır'da oynandığına
dair bulgular piramitlerdeki kabartmalarda bulunmaktadır.(alıntı)
Satranç
çok şık ve zor bir oyundur. Çocukluğumdan beri öğrenmeyi en çok istediğim oyun.
Ben iskambil oyunları bilmiyorum. Heveslenmiyorumda. Okeyi çok arada Antalya’da
ailemle oynarım.
Açıkçası
benim kumar tutkum değilde sempatim bile yok. Biraz ukalaca olacak ama ne
yapayım ki doğru, Las Vegas’ta Monte Carlo’da ve Kıbrıs’ta makinelerde oynadım.
Başta birkaç yerde kazandım, açıkçası hoşuma gitti. Sonra bir baktım
kaybediyorum hatta kaybettim. Hiç unutmuyorum; Las Vegas’ta kaybedince Elif’e:
“Çok
uykum geldi haydi gidelim.”dedim. Kızcağızında oynamasına izin vermedim.
Ha
satrançı böyle oyunlarla mukayese etmek doğrumu bence değil.
Tabi
biliyorsunuz satranç bir spor olarak görülüyor. Akıl oyunları gibi bir şey
santranç oynamak. Karşındakinin ne düşündüğünü nerede hamle yapacağını
kestirmek ona göre haraket etmek gerekli…
Çocukluğumdan
beri, gittiğimiz sinemalarda iki ağır abi olur onlar santranç oynarlardı. O
zamandan hatırladığım ve de bir hayli sıkıldığım için anneme durmadan sorduğum:
“Bunlar
böyle hareket etmeden ne kadar daha duracaklar?” annemin de:
“Sıkılma,
bu film çok uzun tutamazlar!”diyişi gelir…
Satranç
gerçekten akıl işi. Mantıklı davranman gerekiyor…
Çok
eskilerden hatta asırlar öncesinden bu günlere kadar süregeldiğine ve modası
geçmediğine göre düşünün bu oyunun ne kadar önemli olduğunu.
Zekâ
geliştirdiği söyleniyor. Bir yerde okumuştum; İranda zamanın şahı savaş
stratejisi olarak geliştirduğu bir sistemmiş.
Bunun
üzerinde çok durulmuş. Tarihle birlikte önemli şahsiyetler üzerinde
değişiklikler yapmışlar.
Bir
yerde de şöyle yazıyordu.
Eski dünya şampiyonlarından, aynı zamanda filozof
ve matematikçi Emanuel Lasker'e göre:
“Satranç iki beyin
arasındaki psikolojik bir mücadeledir.”
Bir başka satranç şampiyonu olan Alexander Alekhine:
“Satranç bir sanattır.” demiş.
Bende katılıyorum.
Satranç gerçekten beyni dinlendiren, aynı zamanda
daha çok çalışmasını sağlayan entresan bir oyun.
Satrancın ilk olarak 6. yüzyıl içinde Hindular
tarafından oynanmaya başlanıldığı, daha doğrusu Hinduların 'chaturunga'
(şaturanga) isimli oyunundan geliştiği ileri sürülüyor. 'Chaturunga' sözcüğü
Sanskritce'de 'dört kol', 'dört kollu ordu' veya 'dört silah' anlamına
gelmektedir.
O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu. Filler, savaş arabaları, süvariler ve piyade. Bugün bu dört kola, fil, kale, at ve piyon diyoruz. Avrupa savaşlarında fil kullanılmadığı için bu taşa piskopos (bishop) adı verilmiştir. Bizdeki at Arapçada süvari, Avrupa'da ise şövalye olarak adlandırılmıştır. Yani medeniyetler satranç terimlerinde kendilerine göre bazı değişiklikler yapmışlardır.
O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu. Filler, savaş arabaları, süvariler ve piyade. Bugün bu dört kola, fil, kale, at ve piyon diyoruz. Avrupa savaşlarında fil kullanılmadığı için bu taşa piskopos (bishop) adı verilmiştir. Bizdeki at Arapçada süvari, Avrupa'da ise şövalye olarak adlandırılmıştır. Yani medeniyetler satranç terimlerinde kendilerine göre bazı değişiklikler yapmışlardır.
Satrancın oluşumu
konusunda değişik görüşler vardır.
6. yüzyıldan beri
satranç Îran'da bilinmektedir.
Endülüs
Emevîleri, İtalya, Bizans
İmparatorluğu ve Rusya yoluyla oyun, 9. ilâ 11. yüzyıllar arasında Avrupa'nın diğer yerlerine yayılır.
Burada bir yandan
şövalyelerin yedi yiğit erdeminden sayılırken diğer yandan kilise
tarafından uygun bulunmuyordu.
15. yüzyılda oyun
kuralları belirleyici şekilde değişir.
Bu yüzyıldan
sonra bugün oynanana benzeyen modern satrançtan bahsedilebilmektedir.
İspanya (16.
yüzyıl), İtalya (16./17. yüzyıl), Fransa (18./19. yüzyıl), İngiltere (19.
yüzyıl) ve Rusya (20. yüzyıl), sırayla satrançta Avrupa'nın önder ülkeler
oldular.
19. yüzyılın
ortasından beri düzenli satranç turnuvaları yapılmaktadır.
1924'te Dünyâ
Satranç Federasyonu (FIDE) kurulmuştur.
20. yüzyılın
sonunda iyi satranç oynayabilien satranç programları piyasaya çıktı. Bunlar, bu
arada Dünyâ şampiyonları seviyesinde oynayabilmektedirler.(alıntı)
Oyun
Bunun anlamı rakip şahın bulunduğu karenin tehdit altında
bulunması ve tehdit altında olmayan bir kareye kaçış ya da tehdîdi engelleyecek
başka bir hamlesinin olmamasıdır.
Bu da rakîbin diğer taşlarını yiyerek onu güçsüz bırakma
ilkesine dayanır.
Ayrıca satrançta hızlı gelişim de önemlidir.
Bu daha fazla taşın merkeze rahatça açılmasına olanak sağlar.
Eğer bir oyuncunun şahının bulunduğu kare tehdit altında
olmadığı halde bu oyuncunun legal hamlesi kalan tek taşı şahı ise ve şahının
tehdit altında olmayan bir kareye yapabileceği bir hamlesi yoksa oyun pat olur,
yâni berâbere biter…
Ayrıca oyun herhangi bir anda oyunculardan birinin yenilgiyi
kabul etmesi veya bir oyuncunun berâberlik teklif etmesi ve diğerinin de bunu
kabul etmesiyle de sona erebilir.
Oyun sırasında taşları avantajlı yerlere yerleştirerek rakîbin
hareketini kısıtlamak ve rakîbin taşlarını almak yoluyla gücünü azaltmak
esastır.
Her taş, kurallara göre ulaşabileceği bir karedeki rakip taşın
bulunduğu kareye yerleşerek, yerinden ettiği taşı oyun dışı bırakma gücüne
sâhiptir, buna taş almak denir.
Alınan taş oyuna bir daha geri dönemez, ancak bulunduğu hattın
son karesine varan bir piyon, oyun hâricinde bulunsun bulunmasın, arzu edilen
piyondan değerli, şahtan değersiz başka bir taşla değiştirilebilir.(alıntı)
Nazan Şara
Şatana

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder