Phaselis
Kent adının Luwi dilinde “Deniz Kentçiliği” anlamındaki
“Phasala/Paassala olduğu sanılmaktadır.
Nitekim deniz ticareti yapan Fenikeliler kente
“Tanrının esirgediği deniz kenti”
tanımlamasını yapmışlardır.
Yörenin tarihinin M.Ö. 4000’li yıllara kadar indiği yöredeki Luwi
özelliklerinden anlaşılır.
*
Dağların
900 m. yüksekliğinde kurulu Termessos’ta dağ yamaçları boyunca, kaya yamaçları
içine oyulmuş kanallardan Phsalaa’ya şarap ve zeytinyağı gibi sıvı ürünler
akıtılırdı.
İzleri
bugün bile seçilebilen kanallarla akıtılan sıvı ürünler, limanda anfora ve
testilere doldurulup, gemilerle Akdeniz ülkelerine gönderilirdi.
*
Kentin bulunduğu yörede yetişen sayısız Akdeniz çiçeklerinin ünü
tüm antık dünyaya yayılmıştı.
Parfüm ve çiçek yağları üretilip ihraç eden kent, bugünün
Paris’i gibiydi.
Muhakkak
ki gitmelisiniz. Bir yolunu bulup, bir çare yaratıp tatil programınıza ilave
ediniz. Eğer tatil programınızda yoksa bile bir hafta sonunu bence oraları
görerek değerlendirin.
Kendinize
en büyük hediyelerden birini verin.
Sevindirin.
Çünkü
seveceksiniz.
Çünkü
çok beğeneceksiniz ve hayran olacaksınız…
Benim
oralara ne kadar çok gittiğimi tahmin edemezsiniz. Tarihe sevdamda buna sebep
ama tarihi hiç sevmeyenler, merak etmeyenler için bile oralar farklı
çekicilikte yerler…
Orada
sadece tarihi kalıntılar yokki… Deniz muhteşemdir, orman vardır ki, yeşilin en
güzel tonlarını burada görürsünüz… Antalya’dan çok da uzak değildir. 65 km.
uzaklıktaymış.
Benden
söylemesi. Pişman olmayacaksınız…
Antalya’dan
sahil yolu boyunca Finike yönüne gidilip, 60. km’den sonra 2 km daha denize
doğru inildiğinde Phaselis antik kentinin bulunduğu yarımadaya varılır.
Kent,
üç küçük koylu bir yarımada üzerinde kuruludur.
Etrafı
çam ormanlarıyla kaplı antik kentte makiler, Akdeniz çiçekleri, okaliptüs ve
oleander ağaçları dikkat çeker.
Kentin
kuzey limanı kumsalı caretta kablumbağalarının doğal yumurtlama alanı olup,
koruma altındadır.
M.Ö.12.yy.’da
Truva savaşından dönen Anadolu halkının göçüyle nüfusu artan bu küçük liman
kentine, M.Ö. 690 yıllarında Rodoslular katılmış ve esas kentleşme başlamıştır.
Helen kültür öğelerinin günlük yaşamda ön plana çıkarılmasıyla, kentin Rodostan
gelenlerce kurulduğu ifade edilmiştir. Bunun
çok doğru olacağı düşünülmüyor.
Kolonistler
nereden gelirse gelsin, Anadolu kıyılarında hangi kente göç ederlerse etsinler,
Anadolu halkının daha önce kurduğu kentleri karşılarında bulmuşlardır.
Bu
yüzden Helenli tarihçilerin anlattığı gibi; Phaselis’in üzerinde kurulduğu
yarımadanın, Rodoslu kolonistlerce yöredeki bir çobandan kurutulmuş balık
karşılığında satın alındığı anlatımı gülünçtür. Bu uydurmaca alay konusu olmuş,
“olmayacak duaya âmin demek” anlamında yalanını onaylat karşılığı
“Phaselis
usulü kurutulmuş balık kurban et” deyimi kullanılmıştır.
Antik
dönemin ünlü Phaselisli düşünürü filozof Teodectes’dir.
Ayrıca,
tarihte Phaselisliler cimrilikleriyle ünlüdürler. Makedon kralı Büyük İskender’in
kente gelişine kadar, Pers egemenliğinde kalan Phaselis bu işgal döneminde de
deniz ticaretine devam etmiştir. Sonraları Likya Birliği içerisinde görülen
Phaselis, M.Ö 1.yy’da korsanların istilasına uğramış, sonra Roma İmparatorluğu
sınırlarına dâhil edilmiştir.
Bu
dönemde, liman kenti özelliğini koruyup, gelişen kent, Bizans döneminde tekrar
korsanların eline geçmiş, M.S. 7. yüzyıldan sonra da Arap akınına uğramıştır.
Bataklık
haline dönüşen ovayı, sivrisinek ve eşekarılarının işgal etmesiyle, önemini
yitirmiş ve boşaltılmıştır. Uzun yıllar terkedilen yöreye 12.yy’da gelen
Türkmen Yörükleri, kalıntıların 2 km kuzeybatısında bataklıkları ıslah ederek
tarım arazileri açmışlardır.
Bugün
antik kentin kalıntıları genelde harap durumdadır. Yarımada üzerinde kuzey,
güney ve doğu yönünde liman olarak kullanılan tabi üç koy bulunmaktadır.
Kuzey
ve güney limanları birbirine bağlayan, tabanı taş bloklarla döşeli, sağlı ve
sollu sütunların bulunduğu kolonel cadde kentin en işlek yeriydi.
Bu
caddenin orta yerinde yuvarlak şekilli Agora Meydanı, batı ucunda iki katlı
olduğu sanılan, Bauleterion Belediye Sarayı yer almaktaydı.
Meydanının
doğu ucunda soğuk ve sıcak su havuzlarının bulunduğu, yerden ısıtma hypocaust
sistemle çalışan Roma Hamamının kalıntıları vardır.
Buradan
akropole doğru çıkıldığında, M.Ö. 4yy’ izleri taşıyan ve 20 caveaya sahip
tiyatro görülür.
3
bin kişi kapasiteli tiyatronun biri küçük toplam üç oyuncu kapısı
bulunmaktadır. Binanın yüzü mermer relyöflerle kaplı olup, en üstte eğlence tanrısı
Baküss’un heykeli bulunduğu sanılmaktadır.
Geç
Roma devrinde arenaya dönüştürülen tiyatroda, seyircileri yırtıcı hayvanlardan
korunmak için, sahne binasının alt odalarına kafesler yapılmıştır.
Akropolün
doğu yamacında Phaselis’in baş tanrısı Athena Poltas ve Ticaret Tanrısı
Hermes’e ait iki tapınak kalıntısı görülmektedir.
Kuzey
yönden girişte büyük kısmı yıkılmış zafer takı şeklinde inşa edilen giriş
kapısının, Roma İmparatoru Hadrian’ın kenti ziyaretinde anısına yapıldığı
anlaşılmaktadır.
Bu
kapının hemen bitişiğindeki su kanalları 25 km. uzaklıktaki Tahtalı dağından
kente su getirmekteydi.
Ayrıca
yağmur sularını toplamaya yarayan çok miktarda su sarnıcı bulunmaktadır.
Kentteki
iki nekropolde, çeşitli lahitler, lahit kapakları ve üzerlerine işlenmiş eros
ve aslan figürleri dikkati çeker.
Kentteki
kazılarda ortaya çıkartılan kalıntılar Antalya Müzesinde sergilenmektedir.
Bugünkü
Tekirova yerleşim birimi dünya standartlarındaki tesisleri ve alışveriş
merkezleriyle turizm merkezi haline gelmiştir.(alıntı)
Bir
başka tarih kokan güzel bir yerde buluşmak dileğiyle…
Nazan Şara
Şatana

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder