Yanardağ
ya da volkan,
(Dünyanın iç tabakalarında bulunan, yüksek basınç ve yüksek sıcaklıkla erimiş kayalar),
yeryuvarlağının yüzeyinden dışarı püskürerek çıktığı coğrafi yer şekilleridir.
*
Güneş sisteminde bulunan kayalık gezegen ve uydularda
(bazıları çok aktif olan) birçok yanardağ olmasına rağmen, bu olgu, en azından
dünyada, genellikle tektonik plaka sınırlarında görülür.
Ne var ki, sıcak nokta yanardağlarında önemli istisnalar vardır.
Yanardağların araştırıldığı bilim dalına volkanoloji (yanardağbilimi) denir.
Yanardağ nasıl tarif edilir. Ürkütücüdür.
Korkutucudur. Kızgın lav ırmakları oluşur. Ekran karşısında bile korkarsınız.
Resimlerini gördüğünüz zaman ürkersiniz. Kül bulutları vardır. Geçtiğimiz
zamanlarda bir yanardağ patlaması yüzünden uçaklar uzun süre iptal edilmişti. Birçok
yere kül yağmıştı. Buharları da hesaba katmak gerek. Bazen bir çaydanlıktan az
bir şey fışkıran buhar elinizi yakar neye döndüğünüzü şaşırırsınız. Ben orada
oluşan buharları düşünemiyorum hatta düşünmek bile istemiyorum. Kıyamet gibi…
Bir yanardağı faaliyet halinde hiç görmedim.
Allah’ta göstermesin. Televizyonlarda, resimlerde, haberlerde, belgesellerde ya
da filmlerde gördüğüm kadarı le biliyorum ki!
Gerçekten inanılmaz bir doğa felaketi. Aklın
durduğu yerler, o görüntüler…
Dünyanın birçok yerinde ve Türkiye’de birçok
yanardağ var. Bunların bir kısmı sönmüş, bir kısmı faaliyette.
Yanardağ ya da volkan, magmanın – magna da
dünyanın iç tabakalarındaki yüksek basınç, yüksek sıcaklıkta erimiş kayalar
olarak biliniyor.
Bunların yeryuvarlığının yüzeyinden dışarı
püskürmesi olarak biliniyor.
Bu konuda bu işin uzmanlarının yazılarını
aktaracağım sizlere:
Magma düşük oranlarda (%52'den az) silika içerirse, lava
"mafik" adı verilir ve püskürürken çok akışkan hale gelir ve uzun
mesafelerce akabilir.
Mafik lav akışının iyi bir örneği, İzlanda'nın neredeyse coğrafî merkezindeki bir püskürme yarığının aşağı yukarı
8.000 yıl önce oluşturduğu Büyük Thjórsárhraun akıntısıdır.
Bu lav akıntısı, 130 km ötedeki denize varıncaya kadar
akmaya devam etmiş ve 800 km²'lik bir alanı kaplamıştır.
Felsik ve mafik terimleri yerine bazen daha eski olan
"asidik" ve "bazik" terimlerinin kullanıldığı görülür;
ancak bu terimler artık daha az kullanılır olmuşlardır.
Kalkan yanardağlar:
Şekli kalkana benzeyen dağlar oluşturacak şekilde zamanla
biriken yüksek miktarda lav çıkartan yanardağlar çoklukla Havai ve İzlanda'da görülürler.
Lav akışları genellikle çok kızgın ve çok akışkan olup
uzun akıntılara neden olurlar. Yeryüzündeki en büyük lav kalkanı, 120 km
çapındaki ve deniz tabanından zirvesine 9.000 m yüksekliğindeki Mauna Loa'dır.
Mars'taki Olympus Mons, bir kalkan yanardağıdır ve güneş sisteminde şimdiye kadar keşfedilmiş olan en
yüksek dağdır.
Lav kalkanının daha küçük olanlarına "lav
kubbesi" (tholoid), "lav konisi" ve "lav kümbeti" adı
verilir.
Volkanik koniler, yanardağın ağzında biriken ufak kaya
parçacıkları fırlatan püskürmelerden dolayı oluşur.
Bu püskürmeler, 30–300 m yüksekliğinde, koni şeklinde
tepeler oluşturur ve nispeten kısa ömürlü olurlar.
Japonya'daki Fuji Dağı, İtalya'daki Vezüv, Antarktika'daki Erebus ya da kuzeybatı ABD'deki Rainier gibi stratovolkanlar ya da kompozit yanardağlar, hem lav
akıntılarından hem de püskürtülerden oluşmuş yüksek, koni şeklinde dağlardır.
geniş çanakları olan, kıtasal yıkım ve küresel iklim değişiklikleri yaratma potansiyelleri
bulunan yanardağ sınıfına verilen addır.
Bu sınıftaki yanardağlara aday olarak Yellowstone Milli Parkı ve Toba Gölü gösterilebilir, ancak kesin bir tanımlama yapmak, asgari bir
tanımlayıcı şart bulunmadığı için çok zordur.
Yanardağlar genellikle ya tektonik plaka sınırlarında ya
da sıcak noktalarda yer alırlar.
Yanardağlar uyuyan (etkin olmayan) ya da faal (aktif
-neredeyse sürekli çıkış ve kesikli püskürmeler) olabilirler, önceden tahmin
edilemeden halâ değiştirebilirler.
Karadaki yanardağlar genellikle, çıkışların yıllar içinde
sürekli birikmesiyle koni ya da kül konisi şeklini alırlar.
Suyun altında ise, yanardağlar genellikle fazlasıyla dik
sütunlar oluşturur ve yıllar içinde okyanus yüzeyine çıkarak yeni adacıklar
haline gelirler.
Yanardağ etkinlikleri genellikle depremler, sıcak su kaynakları,
çamur kazanları ve gayzer’ler gibi yer etkinlikleriyle beraber görülürler.
Püskürmelerden önce genellikle düşük şiddette depremler
görülür.
Şaşırtıcı olsa da, volkanbilimciler, etkin (aktif)
yanardağların sınıflandırılmasında fikir birliğine varmamışlardır.
Bir yanardağın yaşam süresi, birkaç aydan birkaç milyon
yıla kadar değişebilir.
Bu tür bir sınıflandırma yapmak, insanların, hatta bazen
uygarlıkların bile varlık süreleri göz önüne alındığında anlamsız görünebilir.
Örneğin, yeryüzündeki yanardağların birçoğu, geçen birkaç
binyılda birçok kez püskürmüşlerdir, ama günümüzde herhangi bir etkinlik
göstermemektedirler.
Bu tür yanardağların uzun ömürleri göz önüne alındığında
çok etkin oldukları söylenebilir. Ancak, bizim ömürlerimiz düşünülürse, etkin
değildirler.
Bu tanımı daha da karmaşıklaştıran ise, harekete
geçen ama püskürmeyen yanardağlardır.
Bu yanardağlar etkin midir?
Bilim adamları genellikle, püsküren ya da yeni gaz
çıkışları veya beklenmedik deprem etkinliği gibi hareketlilikler gösteren
yanardağları etkin olarak kabul ederler. Birçok bilim adamı, yazılı tarihte
püskürdüğü bilinen yanardağların da etkin olduğunu kabul ederler.
Yazılı tarihin bölgeden bölgeye farklılıklar
gösterdiğini, örneğin:
Akdeniz'de 3.000 yıl geriye,
ABD'nin Büyük Okyanus kıyısında 300 yıl,
Havai'de ise 200 yıl geriye kadar gittiğini göz önünde
bulundurmak gerekir.
Uyuyan yanardağlar, şu an (yukarıdaki tanıma göre) etkin olmayan,
ama her an hareketlenmesi ya da patlaması muhtemel yanardağlardır.
Sönmüş yanardağlar ise, bilim adamlarının bir daha
püskürmelerini olası görmedikleri yanardağlardır.
Bir yanardağın gerçekten sönmüş olup olmadığının
belirlenmesi zordur.
Örneğin, çanakların milyonlarca yıllık ömürleri olduğu
bilindiğinden, 10 binlerce yıl püskürmemiş bir çanağın sönmüş değil uyuyan
olarak tanımlanması gerekir. Yellowstone Ulusal Parkı'nda bulunan Yellowstone Çanağı, en az 2 milyon yaşındadır ve 70 bin
yıldan beri hiç püskürmemiştir, fakat bilim adamları tarafından sönmüş olarak
tanımlanmaz.
Doğrusu, çanak sık - sık depremler yarattığı, etkin bir jeotermal sistemi bulunduğu ve yüzeyi hızlı değiştiği için, birçok bilim adamı
tarafından çok etkin bir yanardağ olarak kabul edilir.
Volkanik patlama diyagramı:
1.
Kül bulutu,
2.
Lapilli(volkanik bacadan fırlayan küçük katı
parçacıklar),
3.
Lav gözesi,
4.
Volkanik kül yağmuru,
5.
Yanardağ yumrusu,
6.
Lav,
7.
Kül ve lav katmanı,
8.
Jeolojik katmanlar (stratum),
9.
Yanal volkanik tabaka,
10.
Diatrem,
11.
Magma odacığı,
12.
Volkanik duvar
Yeryuvarlağının iç kesimlerinin çoğu gibi, magmanın
hareketleri ve dinamikleri de fazla iyi anlaşılamamıştır.
Ancak, bir püskürmenin, yanardağın altında bulunan katı
bir tabakaya (dünyanın kabuğuna) doğru magmanın hareket ederek bir "magma odacığı"nı
işgal etmesinin ardından geldiği bilinmektedir.
Sonunda, odacıktaki magma yukarı doğru itilir ve
gezegenin yüzeyine lav olarak yayılır ya da yükselen magma civardaki yer
şekillerinde bulunan suyu ısıtır ve patlamalı buhar çıkışlarına neden olur.
Bu çıkışlar ya da magmadan kaçan gazlar, kaya, kül,
volkanik cam ve/veya volkanik külün kuvvetli bir şekilde fırlatılmasına yol
açar.
Püskürmeler daima kuvvetli olmasa da, akıntı veya büyük
patlamalar şeklinde olabilirler.
Karada bulunan çoğu yanardağ yokedici plaka marjlarında
oluşurlar, yani okyanus kabuğu, daha yoğun olduğu için kıta kabuğunun altına
itilir.
Hareketli bu plakaların arasındaki sürtünme okyanus
kabuğunun erimesine neden olur ve düşen yoğunluk yeni oluşan magmanın
yükselmesine yol açar.
Magma yükseldikçe kıta kabuğundaki zayıf alanlardan geçer
ve bir veya daha çok yanardağ olarak püskürür.
Örneğin, St Helens Yanardağı, okyanus plakası olan Juan
de Fuca Plakası ve kıta plakası olan Kuzey Amerika Plakası arasındaki marjdan
içeride, karadadır.
Duman olarak düşünülen, su buharı ve çoklukla kükürt
buharlarıyla karışmış çok büyük miktarlarda ince tozdur.
Ateş gibi görünen ise püsküren maddelerin parlamasıdır.
Parlamanın nedeni, yüksek sıcaklıktır ve bu parlama toz
ve buhar bulutlarından yansır ve bu yansıma da ateşe benzer.
Bir yanardağın en şüpheli bölümü, genellikle kabaca
dairesel olan ve içindeki menfez(ler)den (yarıklardan) gaz, lav ve püskürtü
şeklinde magma çıkan krateridir. Bir kraterin boyutları büyük
olabilir ve bazen derinliği de çok fazla olabilir.
Bu tarzda çok büyük şekillere genellikle kaldera denir.
Bazı yanardağlar yalnızca kraterlerden oluşurlar ve
dağları neredeyse hiç yoktur, fakat çoğu kez krater, inanılmaz yüksekliklere
ulaşabilen dağın tepesindedir.
Ana bir kraterle sonlanan yanardağlara genelde konik denir.
Yanardağ konileri genelde daha küçük boyutlarda, arada
püskürmelerle havaya fırlatılan (püskürtü) kaya kütlelerinin de bulunduğu
seyrek külden oluşmuş yapılardır.
Yanardağın kraterinde içinden sürekli buhar çıkışı ve kül
ve kaya püskürmesi olan birden fazla koni bulunabilir.
Bazı yanardağlarda bu koniler dağın derinliklerindeki
yarıklarda yer alabilir.
Bilim, henüz yanardağ püskürmelerinin tam olarak ne zaman
meydana geleceğini tahmin edememektedir, ancak geçmişte püskürme olasılığını
tahmin etmekte ilerlemeler kaydedilmiştir.
Volkanbilimciler, püskürmeleri tahmin etmek için
aşağıdaki belirtileri kullanırlar:
Yanardağlar uyanırlarken ve püskürmeye hazırlanırlarken
her zaman sismik hareket (küçük depremler ve sarsıntılar) gösterirler.
Bazı yanardağlar sürekli düşük düzeyde sismik faaliyet
gösterirler ama bu faaliyetteki bir artış, patlamaya işaret edebilir.
Ortaya çıkan depremlerin türleri, nerede başlayıp
bittikleri de önemli sinyallerdir. Volkanik sismisite üç ana biçimde görülür:
kısa dönemli depremler, uzun dönemli
Kısa dönemli depremler fay depremleri gibidirler.
Bunlar, magma yukarı doğru çıkarken gevrek kayanın
kırılmasından ortaya çıkarlar. Bu kısa dönemli depremler magmanın yüzeye yakın
bir yerde büyüdüğünü işaret eder.
Uzun dönemli depremlerin, bir yanardağın "tesisat
sistemindeki" gaz basıncının artışına işaret ettiği düşünülür.
Bu depremler, ev tesisatlarında bazen duyulan
tangırtıları andırır.
Bu salınımlar, yanardağ kubbesinin altındaki magma
odacıkları düşünülürse, bir bölmedeki akustik titreşimlere eşdeğerdir.
Dalgalı sarsıntı, yüzey altında sürekli bir magma
hareketi olduğu zaman ortaya çıkar.
Sismik örüntüler, karmaşık ve yorumlanması zor
olgulardır. Ancak, artan faaliyet, özellikle de uzun dönemler baskın olmaya
başlayınca ve dalgalı sarsıntılar ortaya çıkınca korku yaratırlar.
Aralık 2000'de, Meksika'daki Ulusal Felaket Önleme Merkezi'ndeki bilimadamları, Meksika Kenti
dışındaki Popocatépetl Yanardağı'nın püskürmesini iki gün öncesinden tahmin
ettiler. Tahmin, İsviçreli bir volkanbilimci olan M. Chouet tarafından yapılan
ve uzun dönemli salınımların artışı üzerine sürdürülen araştırmalar sonucunda
yapıldı. Hükümet 10 binlerce kişiyi şehirden uzaklaştırdı. 48 saat sonra,
yanardağ püskürdü. Bu püskürme, Popocatépetl Yanardağı'nın bin yıl boyunca
karşılaşılan en büyük püskürmesiydi.
Yanardağın şişmesi, yüzeye yakın bir yerde magma
biriktiğini gösterir.
Etkin bir yanardağı gözlemleyen bilimadamları genellikle
dağın eteklerindeki eğimi ölçer ve şişmedeki değişim oranını gözlerler.
Artan bir şişme oranı, özellikle de kükürtdioksit
çıkışlarında ve dalgalı sarsıntılarda bir artış varsa, kısa bir süre içinde
gerçekleşebilecek bir püskürme ya da patlamayı işaret eder.(alıntı)
Dağın zirvesinden, büyük duman bulutları ve ateşlerin fışkırması
ile yanardağ patlaması…
Burada bu ateşlerin fışkırması ile ilgili bir
yazıyı aktaracağım.
Ne var ki, yanardağlar ender olarak duman ve ateş püskürtürler. Duman olarak düşünülen, su buharı ve çoklukla kükürt buharlarıyla karışmış çok büyük miktarlarda ince tozdur. Ateş gibi görünen ise püsküren maddelerin parlamasıdır. Parlamanın nedeni, yüksek sıcaklıktır ve bu parlama toz ve buhar bulutlarından yansır ve bu yansıma da ateşe benzer.
Karadaki yanardağlar genellikle, çıkışların yıllar içinde sürekli birikmesiyle koni ya da kül konisi şeklini alırlar. Suyun altında ise, yanardağlar genellikle fazlasıyla dik sütunlar oluşturur ve yıllar içinde okyanus yüzeyine çıkarak yeni adacıklar haline gelirler.(alıntı)
Volkanik dağlar, yerin derinliklerinde bulunan kızgın, erimiş ve basınç altındaki magmanın yeryüzüne çıkmasıyla oluşur.
Ülkemizdeki volkanik faaliyetler III. Zamanda yoğun
olarak görülmüştür.
Bu faaliyetler sonucu kırıklar boyunca magma yeryüzüne
akmış ve volkanik araziyi oluşturmuştur.
Volkanik dağları şu şekilde sıralayabiliriz.
a) Doğu
An. Bölgesi Volkanları:
Bu dağlar Van gölünün kuzeyinde bir fay hattı üzerinde yer almıştır.
Bu dağlar Van gölünün kuzeyinde bir fay hattı üzerinde yer almıştır.
Türkiye’nin en yüksek dağı olan Ağrı dağı bu
dağ sırasının kuzeydoğu ucunda yer alır.
Ağrı Dağı: 1203km2’lik alan içersinde kuruludur. İki kütle halindedir.
Ağrı Dağı: 1203km2’lik alan içersinde kuruludur. İki kütle halindedir.
Küçük Ağrı 3896cm yük. Büyük Ağrı ise 5137m
yüksekliğe sahiptir.
Tendürek Dağı: Yüksekliği 3533
m’dir Çaldıran ilk Doğu beyazıt arasında bulunur.
Süphan dağı: Yüksekliği 4058 m’dir (Bitlis)
Nemrut Dağı: Bitlis de yer alır. Van gölü varlığını bu dağa borçludur.
Süphan dağı: Yüksekliği 4058 m’dir (Bitlis)
Nemrut Dağı: Bitlis de yer alır. Van gölü varlığını bu dağa borçludur.
Nemrut Dağı şimdiki görünümünü son volkanik
patlama ve çökmeden sonra kazanmıştır.
Son patlama sonucunda dağın tepe noktası yok
olmuş ve krater olmuştur.
Birkaç kraterin birleşmesiyle kalderalar oluşmuştur.
b)
İç Anadolu bölgesi Volkan Dağları:
Erciyes: 3917m dir.
Bu dağ, İç Anadolu’nun en yüksek dağıdır.
Erciyes dağının oluşumu birkaç aşamalıdır.
Yamaçlardan merkezden çevreye doğru yayılan
kırık hatları vardır.
Doruk kesimlerinde sirkler ve buzullar
vardır.
Erciyes Kayseri ve Develi için su deposu
görevini görür.
Yurdumuzun başlıca kayak ve kış turizmi
merkezleri arasındadır.
Hasan Dağı:
Aksaray da yer alan bu dağ bir volkan konisidir. Ayrıca: yine Aksaray’da yer alan
Melendiz Dağı, Karapınar yakınlarında
Karacadağ ve Karadağ genç volkan konileridir.
İç Anadolu’da Ürgüp-Nevşehir çevresinde tüfler ve tüflerin sıkışmasıyla oluşan kayaçların yer aldığı bir volkanik arazi yer alır.
Hasan Dağı:
Aksaray da yer alan bu dağ bir volkan konisidir. Ayrıca: yine Aksaray’da yer alan
Melendiz Dağı, Karapınar yakınlarında
Karacadağ ve Karadağ genç volkan konileridir.
İç Anadolu’da Ürgüp-Nevşehir çevresinde tüfler ve tüflerin sıkışmasıyla oluşan kayaçların yer aldığı bir volkanik arazi yer alır.
Bunların üzerinde Peribacaları bulunur.
Karapınar (Konya) çevresinde volkanik arazi
üzerinde oluşmuş göller vardır. Bunların en tanınmışı Meke Tuzlası dır.
Kula çevresinde yoğunlaşmıştır.
Genç Kula volkanlarının 70 kadar konisi
vardır.
Bunlar fazla yüksek değildirler.
Koyu renkli volkanik materyallerin yaygın
olmasından dolayı yöreye halk arasında yanık arazi de denir.
d)
Güneydoğu Anadolu Bölgesi
Volkanları:
Bunlardan en tanınmışı 1957 m yüksekliğindeki
Karacadağ’ dır.
Karaca dağdan lavlar geniş bir alana
yayıldığından yayvan biçimine sahip olan bu dağ halk arasında kalkan biçimli
volkan olarak adlandırılıyor.
Bunlardan başka;
Bunlardan başka;
Köroğlu Dağı, Işık Dağı, diğer volkan
dağlarıdır.(alıntı)
Nazan Şara Şatana

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder