Yıldırım Beyazıt
haykırdı:
“Bre Doğan,
halin nicedir?”
“Hele dayanın! İşte biz dahi geldik!”
Büyük adam olmak başka bir
şey!
Cesur adam olmak başka bir
şey!
Hem cesur hem büyük adam
olmak daha başka bir şey!
Bir de üstüne ilave edip,
sultansanız ve adınız da Yıldırım Beyazıt’sa!
Burada çok olmaklar, çok
başka şeyler var!
Birde:
Burada durmak, düşünmek
gerek!
Bazen
çaresiz kalırsınız, bazen tükendiğinizi sanırsınız!
Ne
yapacaksınız?
Bilmediğiniz
hallerinizdir.
Bittim
tamam bitti artık dediğiniz anda öyle bir şey olur ki!
Biri
gelmiştir, biri tam zamanlamasını ayarlamış gelmiştir.
Ummadığınız
olabilir, beklediğiniz olabilir. Neticede kurtarıcınız gelmiştir.
Derin
bir nefes alırsınız.
“Allah’ım
binlerce kere hamdolsun.” Dersiniz…
Sizlere
bu gün anlatacağım bu anlatıda öyle…
Osmanlı
Sultanlarının hikâyelerini okumak çok hoşuma gidiyor.
Çok özel
ve çok güzel şeyler öğreniyorum.
Bunu iyi
biliyorum ki, hiçbir başarı kolay olmuyor. Ne şekilde olursa olsun.
Bir şeyi
başarmak için ilk önce cesur olmak gerekli, bu çok önemli. Cesur olup atakta
bulunmalı, korkmamalı, atılım yapmalı.
Yıldırım
Beyazıt olayında da aynı cesareti gördüm.
Anlatıyı
aynen aktarıyorum.
Kosova Meydan Savaşı’nda büyük bir bozguna
uğrayan Haçlı orduları Macar Kralı Sigismund’un lideliğinde büyük bir birlik
oluşturdular.
Bu birliğe Avrupa devletlerinin hemen hepsi
katılmıştı.
130 bin kişilik bir ordu ile Bulgaristan’a
girdiler ve Doğan Bey tarafından korunan Niğbolu Kalesi’ni kuşattılar.
Durumu haber alan
Yıldırım Bayezıd harekete geçerek yardıma koştu.
Kalenin çevresi
tamamen kuşatıldığı için herkes merak içindeydi.
Her ne olursa
içerden bir haber alınmalı ve ona göre hareket edilmeliydi.
Bunun için kafa
yoran Yıldırım Bayezıd, hiç kimseye haber vermeden bu görevi kendisi yapmaya
karar verdi.
Gecenin
karanlığından faydalanarak atını sürdü ve gitti.
Niğbolu
Kalesi’nin çevresi karanlıklar içindeydi.
Kaleyi kuşatan
Haçlı askerlerinin yer - yer yaktıkları ateşler havadaki esrarengizliği bir kar
daha arttırıyordu.
Yıldırım Bayezıd,
içki içe - içe sarhoş olan devriyeler arasından geçerek kale duvarının yanına
kadar geldi ve gecenin sessizliğinden yankılanan bir sesle haykırdı:
“Bre Doğan! Bre Doğan!”
Haçlılara teslim
olmayı reddeden Doğan Bey her an tetikteydi ve meraklı bir bekleyiş içindeydi.
Duyduğu bu ses
merakını büsbütün arttırdı. Evet, yanılmıyordu; bu ses Sultan’ın sesiydi ama
nasıl olabilirdi ki?
Ses kale
duvarlarında bir defa daha yankılanınca heyecan ve sevinç içinde karşılık
verdi:
“Buyur saadetlü hünkârım!”
“Bre Doğan, halin nicedir?”
“Halimiz gördüğün gibi Sultanım. Elimizden geleni
yapar, kaleyi düşmana vermeyiz!”
“Hele dayanın! İşte biz dahi geldik!”
Yıldırım Bayezıd
geldiği gibi geri dönerken kale içinde adeta bayram vardı.
Artık moraller
yerine gelmiş, düşmana karşı olan dayanma güçleri artabileceği kadar artmıştı.
Ya düşman?
İçlerinde Yıldırım Bayezıd’ın kale duvarlarında
yankılanan sesini duyanlar olmuş ama ne olduğunu anlayamamışlardı.
Onlar o sırada, “Osmanlı Padişahı’nın
kaçtığını” iddia ediyorlardı.
İşi daha da ileri götürerek,
“Mısır’daki Memluk Sultanı’na sığındığını”
söyleyenler bile vardı.
Durumu anladıklarında ise iş işten geçmişti.
Ertesi gün Türk Ordusu, Niğbolu önlerinde
dünyanın en büyük zaferlerinden birini daha kazandı…(alıntı)
Gerçekten
çok hoşuma giden bir anlatı…
Padişahlarımız
ne kadar cesurlar, insan şaşırıyor.
Kendinin
bizzat gitmesi inanılır gibi değil.
Ne
büyük yürekleri varmış.
Büyük
bir başarı elde edilmiş.
Yıldırım Bayezit
1393'te Bulgar Krallığını ortadan kaldırarak, Bulgaristan topraklarının büyük
bir kısmını Osmanlı'ya kattı.
Böylece Osmanlı
sınırları Tuna Nehri'ne kadar genişledi.
Bosna ve
Arnavutluk üzerine akınlar yapıldı.
Osmanlı
kuvvetlerinin Macaristana kadar ilerlemesi, İstanbul’un kuşatılması, Selanik’in
fethedilmesi üzerine Osmanlıyı balkanlardan çıkarmak isteyen Avrupa Devletleri
yeni bir Haçlı Ordusu hazırlayarak Niğbolu Kalesi'ni kuşattı.
Yıldırım Bayezit
komutasındaki Osmanlı Ordusu Niğbolu'ya geldi.
1396 yapılan
savaşta haçlıları yenilgiye uğrattı.(alıntı)
Böyle
güzel anlatıları fırsat buldukta aktaracağım…
Nazan Şara
Şatana
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder