Çok
Taşlar
Kapadokya
– Kappadokia
Gelir
aklıma
Sizin
gelir mi bilmem!
Ben bu masalımda sizlere buralardan söz edeceğim. Buradaki gizemlerden, buradaki sihirlerden... Buradaki taşlardan. Ben sizle taşları
anlatacağım. Gördüklerinizi ve görmediklerinizi anlatacağım. Önce her kesin
bildiği, okuduğu gibi bende bir yerden
okudum ve sizlere de aktarıyorum. Önce orayı resmi bir dilden dinlemek gerek
değil mi?
Bölge 60 milyon yıl önce; Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların milyonlarca
yıl boyunca yağmur ve rüzgâr tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkmışlar.
İnsan yerleşimi Paleolitik döneme kadar uzanmaktadır. Hititlerin yaşadığı topraklar
daha sonraki dönemlerde Hıristiyanlığın en önemli merkezlerinden biri olmuştur.
Kayalara oyulan evler ve kiliseler bölgeyi putperestlerin zulmünden
kaçan Hıristiyanlar için devasa bir sığınak haline getirmiştir.
Kapadokya bölgesi, doğa ve tarihin bütünleştiği bir yerdir.
Coğrafi olaylar Peribacalarını oluştururken, tarihi süreçte, insanlar da bu
peribacalarının içlerine ev, kilise oymuş, bunları fresklerle süsleyerek,
binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini günümüze taşımıştır. İnsan
yerleşimlerinin Paleolitik döneme kadar uzandığı Kapadokya'nın yazılı tarihi
Hititlerle başlar. Tarih boyunca ticaret kolonilerini barındıran ve ülkeler
arasında ticari ve sosyal bir köprü kuran Kapadokya, İpek Yolu'nun da
önemli kavşaklarından biridir.
M.Ö. XII. yüzyılda Hitit İmparatorluğu'nun çöküşüyle bölgede karanlık bir dönem başlar.
Bu Krallıklar M.Ö. VI. yüzyıldaki Pers işgaline kadar sürer.
Bugün kullanılan Kapadokya adı, Pers dilinde Güzel Atlar Ülkesi
anlamına geliyor.
M.Ö. 332 yılında Büyük İskender Persleri yenilgiye uğratır, ama Kapadokya'da büyük bir
dirençle karşılaşır.
Bu dönemde Kapadokya Krallığı kurulur.
M.Ö. III. yy. sonlarına doğru Romalıların gücü bölgede hissedilmeye başlar.
M.Ö. I. yy ortalarında Kapadokya Kralları, Romalı generallerin
gücüyle atanmakta ve tahttan indirilmektedir.
M.S. 17 yılında son Kapadokya kralı ölünce bölge Roma'nın bir
eyaleti olur.
MS III. yy. Kapadokya'ya Hıristiyanlar gelir ve bölge onlar için
bir eğitim ve düşünce merkezi olur.
303–308 yılları arasında Hıristiyanlara uygulanan baskılar iyice
artar.
Fakat Kapadokya baskılardan korunmak ve Hıristiyan öğretiyi yaymak
için ideal bir yerdir.
Derin vadiler ve volkanik yumuşak kayalardan oydukları sığınaklar
Romalı askerlere karşı güvenli bir alan oluşturur.
IV. yy, daha sonra "Kapadokya'nın Babaları" olarak
adlandırılan insanların, dönemi olur.
Fakat bölgenin önemi, III. Leon'un ikonları yasaklamasıyla doruk
noktasına ulaşır.
Bu durum karşısında, ikon yanlısı bazı kişiler bölgeye sığınmaya
başlar.
İkonoklasm hareketi yüz yıldan fazla sürer (726–843).
Bu dönemde birkaç Kapadokya kilisesi İkonoklasm etkisinde kaldıysa
da, ikondan yana olanlar burada rahatlıkla ibadetlerini sürdürdüler.
Kapadokya manastırları bu devirde oldukça gelişir.
Yine bu dönemlerde, Anadolu'nun Ermenistan’dan
Kapadokya'ya kadar olan Hıristiyan bölgelerine Arap akınları başlar.
Bu akınlardan kaçarak bölgeye gelen insanlar bölgedeki kiliselerin
tarzlarının değişmesine sebep olur.
XI. ve XII. yüzyıllarda Kapadokya Selçukluların eline
geçer.
Bu ve bunu takip eden Osmanlı zamanlarında
bölge sorunsuz bir dönem geçirir.
Bölgedeki son Hıristiyanlar 1924–26 yıllarında yapılan
mübadeleyle, arkalarında güzel mimari örnekler bırakarak Kapadokya'yı terk
ettiler.(alıntı)
Sıra geldi benim bu bölge ile ilgili anlatacaklarıma…
Ben Kapadokya ya da daha başka bir anlatımla Ürgüp’ü birkaç kez
görmüştüm. Göreme’yi de gezmiştim.
Orada bir otelin açılışında bulunmadın önce; Gazetecilik
dönemlerinde Dila Hatun’un çekimleri yapıldığı zaman gitmiştim oraya. Çok
kıymetli dostum Canan Çetinsöz’de vardı yanımda… Biz orada Türkan Şoray’la,
Kadın İnanır’la birde hiç aklımdan çıkartamayacağım büyük usta oyuncu Erol
Taşla tanışmıştık.
Türkan Şoray’la dostluğumuz sonradan da sürmüştü… Onu bir başka
yazımda anlatmak istiyorum sizlere. Türkan sultanı anlatmalı zaten. Gelelim
bizim Dila Hatun’un setinde tanıştığımız altın kalpli Erol Taş’a… Allah rahmet
eylesin… Çok etkilemişti beni de
arkadaşım Canan’ı da. O iri yarı, kaba – saba sert görüntüsünün altında nasıl
altın bir kalbi olduğunu o zaman anlamıştık. Çok gençtik hani bayağı gençtik denilecek
dönemlerde. Sinema bizim için hayaller ülkesi, oyuncular o hayallerin içindeki erişilmezlerdi.
Erol Taş kötü adamdı sanki öyle de olmalıydı. Şaşırmıştık öyle değildi. Türkan
Sultan’ı gördüğümde bir kadın olarak bile ondan gözlerimi alamamıştım. Allah
var Kadir İnanır’da çok yakışıklıydı.
O zamanlar Ürgüp’ü tanımak çok farklı gelmişti bana. Düşünün
gözbebeği sanatçılarla birlikte Ürgüp’te olmak! Çok güzeldi. Unutamadığım
hatıralarımdandır.
Sonra bir otelin açılışında bulundum bu sihirli dünyada ve her
seferinde oradan ayrılırken aklım hep oralarda kaldı.
Göreme’de dolaşırken mağaraların birinden; beyaz uzun bileklerine
kadar uçuşan bir elbise giymiş, saçları beline kadar uzanmış yalınayak gizemli
bir kadın bir yerlerden çıkacakmış gelir bana...
Ben Taşlar kitabımda ve Aynadaki Kadın senaryom da o kadını
yazdım. Sanki öyle birini gördüm ben oralarda. Ya da bana öyle geldi!
Ben çok etkilendim oralardan ve bu etkilenmeden dolayı üç ayrı
kitap yazdım. Otel II. Beyaz Atlar Ülkesi – Taşlar – Aynadaki kadın…
Sizlerde oralarda kim bilir nelerden etkilenirsiniz. En iyisi
oralara gitmeniz, o gizemler de bilinmeyenleri bulmaya çalışmanız!
Ya da Taşlar’ı okumanız. Tercih sizin.
Nazan
Şara Şatana

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder