19 Ağustos 2017 Cumartesi

Çok Taşlar
Kapadokya – Kappadokia
Gelir aklıma
Sizin gelir mi bilmem!




Ben bu masalımda sizlere buralardan söz edeceğim.  Buradaki gizemlerden, buradaki sihirlerden...  Buradaki taşlardan. Ben sizle taşları anlatacağım. Gördüklerinizi ve görmediklerinizi anlatacağım. Önce her kesin bildiği,  okuduğu gibi bende bir yerden okudum ve sizlere de aktarıyorum. Önce orayı resmi bir dilden dinlemek gerek değil mi?

Bölge 60 milyon yıl önce; Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgâr tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkmışlar.
İnsan yerleşimi Paleolitik döneme kadar uzanmaktadır. Hititlerin yaşadığı topraklar daha sonraki dönemlerde Hıristiyanlığın en önemli merkezlerinden biri olmuştur. Kayalara oyulan evler ve kiliseler bölgeyi putperestlerin zulmünden kaçan Hıristiyanlar için devasa bir sığınak haline getirmiştir.
Kapadokya bölgesi, doğa ve tarihin bütünleştiği bir yerdir. Coğrafi olaylar Peribacalarını oluştururken, tarihi süreçte, insanlar da bu peribacalarının içlerine ev, kilise oymuş, bunları fresklerle süsleyerek, binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini günümüze taşımıştır. İnsan yerleşimlerinin Paleolitik döneme kadar uzandığı Kapadokya'nın yazılı tarihi Hititlerle başlar. Tarih boyunca ticaret kolonilerini barındıran ve ülkeler arasında ticari ve sosyal bir köprü kuran Kapadokya, İpek Yolu'nun da önemli kavşaklarından biridir.
M.Ö. XII. yüzyılda Hitit İmparatorluğu'nun çöküşüyle bölgede karanlık bir dönem başlar.
Bu dönemde Asur ve Frigya etkileri taşıyan geç Hitit Kralları bölgeye egemen olur.
Bu Krallıklar M.Ö. VI. yüzyıldaki Pers işgaline kadar sürer.
Bugün kullanılan Kapadokya adı, Pers dilinde Güzel Atlar Ülkesi anlamına geliyor.
M.Ö. 332 yılında Büyük İskender Persleri yenilgiye uğratır, ama Kapadokya'da büyük bir dirençle karşılaşır.
Bu dönemde Kapadokya Krallığı kurulur.
M.Ö. III. yy. sonlarına doğru Romalıların gücü bölgede hissedilmeye başlar.
M.Ö. I. yy ortalarında Kapadokya Kralları, Romalı generallerin gücüyle atanmakta ve tahttan indirilmektedir.
M.S. 17 yılında son Kapadokya kralı ölünce bölge Roma'nın bir eyaleti olur.
MS III. yy. Kapadokya'ya Hıristiyanlar gelir ve bölge onlar için bir eğitim ve düşünce merkezi olur.
303–308 yılları arasında Hıristiyanlara uygulanan baskılar iyice artar.
Fakat Kapadokya baskılardan korunmak ve Hıristiyan öğretiyi yaymak için ideal bir yerdir.
Derin vadiler ve volkanik yumuşak kayalardan oydukları sığınaklar Romalı askerlere karşı güvenli bir alan oluşturur.
IV. yy, daha sonra "Kapadokya'nın Babaları" olarak adlandırılan insanların, dönemi olur.
Fakat bölgenin önemi, III. Leon'un ikonları yasaklamasıyla doruk noktasına ulaşır.
Bu durum karşısında, ikon yanlısı bazı kişiler bölgeye sığınmaya başlar.
İkonoklasm hareketi yüz yıldan fazla sürer (726–843).
Bu dönemde birkaç Kapadokya kilisesi İkonoklasm etkisinde kaldıysa da, ikondan yana olanlar burada rahatlıkla ibadetlerini sürdürdüler.
Kapadokya manastırları bu devirde oldukça gelişir.
Yine bu dönemlerde, Anadolu'nun Ermenistan’dan Kapadokya'ya kadar olan Hıristiyan bölgelerine Arap akınları başlar.
Bu akınlardan kaçarak bölgeye gelen insanlar bölgedeki kiliselerin tarzlarının değişmesine sebep olur.
XI. ve XII. yüzyıllarda Kapadokya Selçukluların eline geçer.
Bu ve bunu takip eden Osmanlı zamanlarında bölge sorunsuz bir dönem geçirir.
Bölgedeki son Hıristiyanlar 1924–26 yıllarında yapılan mübadeleyle, arkalarında güzel mimari örnekler bırakarak Kapadokya'yı terk ettiler.(alıntı)

Sıra geldi benim bu bölge ile ilgili anlatacaklarıma…
Ben Kapadokya ya da daha başka bir anlatımla Ürgüp’ü birkaç kez görmüştüm. Göreme’yi de gezmiştim.
Orada bir otelin açılışında bulunmadın önce; Gazetecilik dönemlerinde Dila Hatun’un çekimleri yapıldığı zaman gitmiştim oraya. Çok kıymetli dostum Canan Çetinsöz’de vardı yanımda… Biz orada Türkan Şoray’la, Kadın İnanır’la birde hiç aklımdan çıkartamayacağım büyük usta oyuncu Erol Taşla tanışmıştık.
Türkan Şoray’la dostluğumuz sonradan da sürmüştü… Onu bir başka yazımda anlatmak istiyorum sizlere. Türkan sultanı anlatmalı zaten. Gelelim bizim Dila Hatun’un setinde tanıştığımız altın kalpli Erol Taş’a… Allah rahmet eylesin…  Çok etkilemişti beni de arkadaşım Canan’ı da. O iri yarı, kaba – saba sert görüntüsünün altında nasıl altın bir kalbi olduğunu o zaman anlamıştık. Çok gençtik hani bayağı gençtik denilecek dönemlerde. Sinema bizim için hayaller ülkesi, oyuncular o hayallerin içindeki erişilmezlerdi. Erol Taş kötü adamdı sanki öyle de olmalıydı. Şaşırmıştık öyle değildi. Türkan Sultan’ı gördüğümde bir kadın olarak bile ondan gözlerimi alamamıştım. Allah var Kadir İnanır’da çok yakışıklıydı.
O zamanlar Ürgüp’ü tanımak çok farklı gelmişti bana. Düşünün gözbebeği sanatçılarla birlikte Ürgüp’te olmak! Çok güzeldi. Unutamadığım hatıralarımdandır.
Sonra bir otelin açılışında bulundum bu sihirli dünyada ve her seferinde oradan ayrılırken aklım hep oralarda kaldı.
Göreme’de dolaşırken mağaraların birinden; beyaz uzun bileklerine kadar uçuşan bir elbise giymiş, saçları beline kadar uzanmış yalınayak gizemli bir kadın bir yerlerden çıkacakmış gelir bana...
Ben Taşlar kitabımda ve Aynadaki Kadın senaryom da o kadını yazdım. Sanki öyle birini gördüm ben oralarda. Ya da bana öyle geldi!
Ben çok etkilendim oralardan ve bu etkilenmeden dolayı üç ayrı kitap yazdım. Otel II. Beyaz Atlar Ülkesi – Taşlar – Aynadaki kadın…
Sizlerde oralarda kim bilir nelerden etkilenirsiniz. En iyisi oralara gitmeniz, o gizemler de bilinmeyenleri bulmaya çalışmanız!
Ya da Taşlar’ı okumanız. Tercih sizin.

Nazan Şara Şatana



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder