İstanbul’da
Dilek Kuyuları
Sizlere şifalı sulardan söz
edeceğim.
İstanbul’daki şifalı, sihirli sular…
Düşünün yenilerden değil, çok
eskilerden gelen ve şifalı olduğu söylenen hatta taaa Roma döneminden beri süre
gelenlerden söz edeceğim.
İstanbul’da bir çok yerlerde ziyaret
edeceğiniz nedenler vardır.
Türbeler olduğu gibi bir çok ziyaret
mekânları bulunmaktadır.
Ziyarete gittim demek benim
çocukluğumda da vardı. Biz o zamanlar pek yatır demezdik. Ziyaret derdik. Ya da
annemler öyle dediği için bizde öyle devam ettirmiştik. Ziyaret edilen
yerlerde, adaklar adanır, dilekler dilenirdi. Sıkıntıları olanlar
sıkıntılarının dağılması için dualar ederlerdi.
Ben her zaman şöyle bir inanış
içinde olmuşumdur. Belki doğru belkide değil.
Bu tür yerler bana toplu dua edilen
yerler olarak gelir.
Muhakkakki herkesin dileği farklı,
duası farklı fakat dilek istenilen yüce Allah’ımız değil mi? Öyle olunca toplu
dua gibi gelir bana… Bu tür yerler bir çeşit rahatlama, kutsanma gibi de olur.
Ben severim böyle ziyaretleri açıkçası… Tabiki biz kadınlar eskeriyetle
gideriz…
Ziyaret ettiğimiz yerler kutsal
mekânlar olduğu kadar, dilek kuyuları, şifalı suların olduğu yerlerde olur.
Bazı kör kuyularda vardır. Dilek taşı atarsınız ve dileğinizin olup
olmayacağını ya taşın hızından, ya çıkaracağı sesten anlarsınız. Hani bazı
dilek ağaçları da vardır. Çaput bağlanır denilir. Çaput bağlamak terimi bez
bağlamayı anlatır. Bazen bu bir eşarpta olur, bir kurdela da bir renkli
parçada…
Son zamanlarda okuyorum ve
duyuyorum. Ünlü kuyular varmış. Dilek kuyuları anlatılara bakınca; bu kuyuların
özel metotları varmış. Ziyaret edişinizde uygulayacağınız kurallar varmış.
Bütün dilek kuyuları da aynı olmuyormuş.
Bu yazdıklarım batıl inançlar, bunu
biliyoruz. Bunların İslamiyet içerisinde yer almadığını da bu işin uzmanları
televizyonlarda, gazetelerde sosyal medyada defalarca söylüyorlar. Orası bir
gerçek ama bizler bir çeşit batıl inançlarında etkisi ile bir çeşit kendi
kendimize terapi anlamında yapıyoruz. Çünkü hepimiz biliyoruz ki, dualaramız
sadece Yaradana’dır.
Bunlar
tabiki halk inanışları.
Asırlar
boyu süre gelen adetler,
Manevi mekânların rahatlatıcı etkisi
devamını sağlamış, sağlamaya da devam ediyor…
Nitekim kuyularda böyle değil mi?
İstanbul’un çeşitli yerlerinde çok sayıda kuyular var…
Bazılarının
suyu içiliyormuş,
Bazılarına
dualı taşlar atılıyormuş.
Bazılarının
da içindeki taş alınıp dua ediliyormuş.
Bazılarına
dilek mektupları yazılıp atılıyormuş.
Bazı
iyi bilenler de bakıyor kahfe falı gibi bazı şekilleri isimlendiriyorlarmış.
Bizlerin en büyük duygularından biri
de umuttur.
Umut bazen çaresizliğinizde ilaç
gibi gelen bir duygudur.
Bazen ne yapacağınızı bilemezsiniz.
Aklınız ve mantığınız yaptığınız işin ters olduğunu hatta olamayacak olduğunu
bilmenize rağmen ‘ya olursa’ düşüncesi içinde umut aramaya gidersiniz.
Umut sizleri bu tür yerlere bazen
şifa bulmak, yâda şifa buldurmak, kimi zaman kısmet, kimi zaman mutluluk için
özetle dilekleriniz için götürür…
Bu tür yerlerin hikâyeleri de
vardır.
Mucizevî şeylerin olduğu anlatılır.
Fısıltı gazetesi denilen bir olay vardır ki biz gazeteciler bunu iyi biliriz,
çok etkilidir. Fısıltı gazetesi detaylı bir anlatımla bu tür yerlere gitme
isteği uyandırır bizlerde…
Bazı adetlerin İslamiyet’ten önce
başladığını asırlarla birlikte devam ettiklerini de biliriz. Su-ya, ateş-e,
güneş-e, rüzgâr-a tapınmalarda olmamış mı olmuş.
Suyun kutsallığı oldum olası da
mevcut olduğundan bu inanışların taaa eskilerden geldiğini de düşünürsek!
Su
kutsaldır – Kutsallık önemlidir.
Kutsallık
olan yerde dua edilir.
Dua
edilen yerde dualar kabul olunur…
Su hayattır bu doğru tabiki…
Eski Türk’lerde suyun güneş ve ay’dan
geldiğine inanılırmış. Asla suyun kirlenmemesi gerektiğini bilirlermiş. Suya
saygı şartmış. Suyun temizleyici bir özelliği olduğu içinde kutsalmış zaten.
Yine eski Türklerde; uzun yaşayan,
iyi insanlar, âlimler, hocalar, şeyhler öldükten sonra da yanlarından gitmez,
onlara edilen duaları duyarlar, hayatta olduğu zamanlardaki gibi onlara yardım
ederlermiş. Yani böyle düşünür böyle inanırlarmış. Dolayısı ile süre gelen
ziyaretlerin aslı bundan kaynaklanırmış. Bu zatların mezarlarının yâda
türbelerinin olduğu yerlerde kuyular olurmuş. O zamanlar su kuyulardan temin
edildiğinden böyle yerlerdeki kuyularda kutsal olurmuş.
İstanbul’da böyle kuyuların bir hayli fazla…
Bazılarını tanımları ile aktarıyorum…
Eyüp
Sultan Kuyusu, Dilek Kuyusu
Sümbül
Efendi Türbesi’ndeki Dilek Kuyusu
Ayasofya
Kuyusu
İskender
Dede Mezarı Yanındaki Dilek Kuyusu
Merkez
Efendi Külliyesi’ndeki Dilek Kuyusu
Eyüp Sultan Kuyusu, Dilek Kuyusu
Eyüp
sultan, Hz. Muhammed’in ordusunda sancaktar olup İstanbul muhasarasında şehit
olan Hz. Ebâ Eyyüb-el Ensari Hâlid bin Zeyddir. Mezar, fetihten sonra bulunmuş
ve türbe Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılmıştır.
Türbenin
içinde duvar kenarında sandukanın ayakucunda bulunan bir. Ahmet ( 1603- 1617 )
tarafından türbenin tamiriyle birlikte kuyunun 1607- 1608 yıllarında ihya
ettirildiği, üzerindeki kitabede belirtilir.
“Bu kuyu kim ol nezir suyu âlem içre zemzemân
Alemdar-ı Resulün ayağına yüz sürer zühreyân
Şu dem kim türbenin içini dışını kıldı Ahmed Han
Yapıp mermerler ile eyledi ihyâ ol şekker- güffâr”
Halk,
buradan çıkan suyu zemzem olarak kabul eder. Türbede bulunan bu kuyu
yüzyıllarca akıl ve astım hastalarınca şifa olduğu gerekçesiyle ziyaret
edilmiştir. Bu suyun şifa olduğu ve içenlerin tüm dileklerinin gerçekleşeceği
söylenegelmiştir.
Rivayetlere
göre bu kuyu kabrin keşfi sırasında mevcut olan bir pınardı. Vaktiyle Bizans
imparatorlarından birinin kızı hastalanmış, bir gece rüyasında ancak bu pınarın
suyuyla yıkandığı zaman iyileşeceği söylenmiş; ertesi gün pınarın yanına bir
çadır kurulmuş ve hasta prenses o çadırda yıkanıp sıhhate kavuşmuş. Bunun
üzerine kutsiyet kazanan pınar etrafı mermer bileziklerle çevrilerek kuyu
haline getirilmiş. Bugün “Kısmet Kuyusu” olarak bilinen, türbe içerisinde kalan
bu kuyu bir takım sıkıntılar yaşayanlar, kısmetini açtırmak isteyen kızlar,
yeni evlenenler ve çeşitli dilekleri olanlar tarafından ziyaret edilir,
dilekler dilenir ve adaklar adanır.
Sümbül Efendi Türbesi’ndeki Dilek Kuyusudur.
Türbe,
Fatih ilçesinde, Ali Fakih Mahallesi’nde, Koca Mustafa Paşa Külliyesi’nin
bünyesinde yer alır.
Sümbül
Efendi, İstanbul’un büyük velilerindendir. İsmi Yusuf bin Ali’dir. Sümbül Sinan
diye şöhret bulmuştur.
Halveti
tarikatının Sümbülîlik kolunun kurucusudur.
Sümbül
Efendi Tekkesi, İstanbul’un tasavvuf kültüründe ve dini folklorunda da önemli
bir yere sahiptir.
Belki
de sümbül Efendinin hayatında olduğu gibi ölümünden sonra da devam eden manevi
nüfuzu sayesinde insanlar bugün de onun türbesini ziyaret edip manevi destek
ummaktadırlar.
Türbenin
yanındaki dilek kuyusu da İstanbul’un ziyaret mekânları arasında önemli
yerlerdendir.
Bir
rahatsızlığı veya bir dileği olan kadınlar, genç kızlar tarafından özellikle
her ayın ilk cumasında ziyaret edilmektedir.
Ayasofya Kuyusu:
Bu
kuyu Ayasofya’nın içerisinde büyük salonun ortasındadır.
Bu
kuyu Ayasofya müze olmadan önce birçok kalp hastasının ziyaret ettiği bir
kuyuydu. İnanışa göre kalp rahatsızlığı olan kişi üç cumartesi art arda aç
karna buraya gelir sabah namazını kılar ve bu sudan içerse şifa bulurdu.
Bu
gelenek Ayasofya müze oluncaya kadar devam etmiştir.
Bugün
kuyu demir bir kapakla kapalıdır fakat içerisinde hala su vardır.
İskender Dede Mezarı Yanındaki Dilek Kuyusu:
XIX.
yüzyılda İstanbul’a gelen hemen bütün seyyahların da uğrak yeri olan İstanbul
Eyüp sırtlarında Pierre Loti’nin yakınında bazı önemli tarihî yapılar
bulunmaktadır.
1813
yılına tarihlenen, iki kitâbeli ahşap Kâşgari Tekkesi bunlardan biridir. Yine
tesisin girişindeki üç yol ağzında, önünde Farsça yazılmış beyaz yuvarlak bir
mezar taşı bulunan yapı da, Çolak Hasan Tekkesi’dir.
Tekke’nin
sırasındaki tarihi bina ise bir Sıbyan Mektebi’dir.
Osmanlı
tarihi yazarı da olan İdris-i Bitlisi tarafından yaptırılan Mekteb’in hemen
önünde ve tesis alanının içinde ise, 1589 yılında vefat eden
“İskender
Dede” ismindeki bir Mevlevi’nin mezarı vardır.
İskender
Dede’nin ön tarafındaki üç kuyudan biri ise, meşhur Dilek (veya niyet)
Kuyusu’dur.
Bu
kuyuyla ilgili olarak; “Kuyuya bakanların gönüllerinden geçirdikleri isteklerini
kuyunun içinde gördükleri” söylenir.
Merkez Efendi Külliyesi’ndeki Dilek Kuyusu:
Merkez
Efendi Külliyesi, Topkapı civarındaki surların dışında, Osmanlı döneminde adı
Mevlevihane Yenikapısı olan Mevlanakapı’nın karşısında aynı adı taşıyan
mahallede yer alır.
Osmanlılar
zamanında yetişen Merkez Efendi, dönemin ileri gelen, sufi ve hekimlerindendir.
İsmi
Musa Muslihuddin olup, Merkez Efendi lakabıyla meşhur olmuştur.
Sağlığında
bir mürşit olarak halka yardımcı olmaya çalışan Merkez Efendi’ye, ölümünden
sonra da İstanbul halkının saygısı ve alakası devam etmiştir. Türbe, çilehane
ve niyet kuyusuyla bir bütün teşkil eden külliye Eyüp Sultan’dan sonra en çok
ziyaret edilen yerlerden olup içindeki türbe, kuyu ve aile mezarlığından
sağlıkla ilgili çeşitli yardımlar beklenir.
Rivayete göre bir gün Merkez Efendi
kuyunun bulunduğu boş arazide namaz kılarken yer altından:
“Ya şeyh, ben yedi
bin yıldır yer altında akan kırmızı renkli lezzetli bir pınarım. Senin emrinle
yeryüzüne çıkmaya memur edildim. Cenâb-ı Hak beni, hummaya tutulanlara deva
kılmış. Her kim bu sudan sabahleyin bir şey yemeden, üç gün içse humma-yı
muhrikadan kurtulur.” diye bir ses işitir.
Şeyh hemen müritleriyle beraber
toprağı kazarak suyu çıkarır.
O günden beri su çeşitli tıbbi
amaçlarla kullanılmıştır.
Kuyu yıllarca sıtma için halk
tarafından ziyaret edilmiş, suyu içilerek medet umulmuştur.
Eskiden buraya gelen çocuğu olmayan
kadınlar bir adak adayarak kuyunun civarından aldığı küçük bir taşı evinde
kıbleye karşı yastığının altında veya yüksekte bir yerde saklarlarmış.
Amaçlarına ulaştıkları takdirde
adaklarını yerine getirir ve taşı da kuyuya atarlarmış. Evlenmemiş kızlar
üzerine dua okunmuş taşları kuyuya atarlar, taş ses verirse muratlarının
olacağına inanırlarmış.
Bunların dışında kuyu genç kızların
evlenecekleri erkeklerin hayalini kuyuda görebilecekleri, çeşitli niyetlerin
olup olmayacağını tespit için kullanılırmış.
Bugün kuyu demir bir kapakla kapalı
olduğundan buraya gelenler muradının olup olmayacağını anlamak için kuyunun
üstüne çıkmakta, bir Fatiha ve üç İhlâs okuyarak huşu içinde beklemektedirler.
Eğer kuyunun üstüne çıkan kişinin
niyeti gerçekleşecekse, o kişi hafifçe sağa veya sola dönmektedir.
Dönmeyenler niyetlerinin
olmayacağına inanmaktadırlar.(alıntı-Uğur Tuncel- Bir çok ansiklopedi…)
Bu
kuyuları ziyaret edip, gördüklerimi resimleri ile sizlere aktaracağım…
Hepinize
şifalı günler ve güzel dilekler diliyorum…
Nazan Şara Şatana

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder