Konuşmak
Gerek yok her sözü, laf ile beyana…
Bir bakış bin söz eder, bakıştan
anlayana...
*
*
"Kendine gel,
yepyeni bir söz söyle de dünya yenilensin!
Sözün öylesine bir
söz olmalı ki dünyanın da sınırını aşmalı.
Sınır nedir, ölçü ne?
Bilmemeli!"
Mevlana
Celalettin-i Rumi
*
Mevlana
benim yol rehberim, ışığım. Sözleri kılavuzum. Benim ruh hocam, akıl hocam.
Onun sözlerini çok okur ve düşünürüm. O beni düşündürür. Bilgilendirir.
Olgunlaştırır. Zenginleştirir…
*
Biri
size uzunca bir şeyler anlatır, hiçbir şey anlamazsınız. Bir süre sonra tek
çizgide konuştuğunu, sesinin dalgalanmadığını renkler katmadığını sohbetine
anlarsınız. Siz o zaman onu dinlenememeye başlamış olursunuz. Yani; çoktan
başka yerlere gitmiştir aklınızdaki düşünce etkinliğiniz. Burada siz suçlu
olamazsınız ki. Karşınızdakini dinlemek zorunda değilsiniz. O size kendini
dinlendirmek istiyorsa mutlaka ortak bir konuyu paylaşmak zorunda…
Sadece
size iyi gelmiş, sizin için enteresan olmuş bir olayı tabiî ki birileri ile
paylaşacaksınız ama bunu gazetelerin birinci sayfalarındaki haber başlıkları gibi
anlatın. Karşı tarafın bakışlarından, size bakan gözlerindeki ferin yerinde
durup durmadığına bakın. Sizi dinleyenin gözünde bir canlılık bir ateş ve en azından
bir ilgi vardır. Dinlemeyen sadece dinliyor gibi görünür. Eğer; anlatıcı kendi
ile ilgili bir konuyu anlatmaya başladığında, bir öğleden sonra yaşadığı bilmem
kaç gün veya ay ‘fi’ tarihindeki bir olayı sabah kahvaltıda ne yediği ile
anlatmaya başlarsa bu peşinen bilenen bir şeydir dinlenilmeyecektir.
Ya
acil bir işiniz çıkmıştır, ya birini tel ile arayacaksınızdır. Ya da ‘bana iki
dakika izin’ diyip bir süre lavaboda bekleyeceksiniz. Karşınızdaki anlatmaya kararlı
ise yapacağınız bir şey yok dinleyeceksiniz. Çünkü geldiğiniz zaman bıraktığı yerden
devam edecektir. Ya da? Evet, dinliyor gibi yapacaksınız. Peki, buna ne gerek
var. Ben her zaman söylüyorum en değerli mücevher zamandır. Birinin zamanını
harcamak ne kadar büyük savurganlıktır. O sizi seviyor ya da sayıyorsa sizi
dinlemek gibi bir mecburiyeti; size olan saygısından dolayı yapıyorsa, lütfen
zorlamayın. O ne sizin halanızın oğlunun; parasını, malını, mülkünü, ya da kaynanası,
baldızı veya oğlunu dinlemek zorunda değildir.
Siz
anlatacaklarınızla sıkmamaya özen göstereceksiniz. Sizinle karşılaştığına
pişman etmeyeceksiniz. Konuşmak mutlaka çok güzeldir. Önemli olan dinleyen
içinde aynı güzellikte olmasıdır.
Benim
ailemin de benden rahatsız olduğu bir durum var. Özellikle kız kardeşim Suzan bıkkındır
benden. Ben her yeni öğrendiğim şeyi ona anlatmak isterim, onunda bilmesini
isterim, onunla paylaşmak ayrıca çok hoşuma gider çok keyif alırım. Ne yazık ki
o bundan benim keyif aldığım kadar keyif almaz, hatta çok sıkılır. Biraz önce
anlattığım gibi ya bir yere yetişecektir, ya da başka bir mazereti vardır.
Hakkını yememem gerek bazen de dinler ama sıkıldığını anlarım. Özet olarak; O
istemez. Bunu bilirim. Bazen de anlattıklarımın ancak sonunda onu ne kadar
sıktığımı fark ederim. O zamanda üzülürüm. O nezaket gösterir dinler. Gerçi aradan
uzun zaman geçtiğinde söyler bana. Hatta konuşmalarımızda; Sen “Senin sevdiğin
konuları konuşmaktan hoşlanıyorsun ve konuşuyorsun”
Bunu
bilirimde niye anlatırım. Bilmiyorum. Gerçi son zamanlarda ciddi olarak dikkat
ediyorum. Ne hakkım var, niye sıkılsın? Benim sevdiğim, bilgi ya da herhangi
bir şey adına anlattıklarım onun ilgisini çekmeyebilir. Mecbur değil ki… Okurların
böyle bir keyfiyetleri var. Bakarlar ilgilerini çekmiyorsa okumazlar.
Karşılıklı sohbetlerde bu zor… Üstelik kız kardeşim devamlı beni uyarır. Ona
göre onu dinlemiyorum. Hâlbuki hep dinlediğimi sanıyorum. Demek ki dikkat
etmiyorum. Dikkat edeceğim. Az konuşacağım çok dinleyeceğim. Söz…
Bunu
anlamak bence çok önemli... Söz vermeli insan kendine başkasını sıkmaktansa
konuşmamak daha doğru. Varsın sizi sıkıcı bulsunlar. Önemli değil. Öte yandan
boşuna, havanda su dövmemek lazım. Nasıl olsa dinlemiyorlar!
Bu
birazda birçok konuda olduğu gibi saygılı olma ile alakalı mıdır diye soruyorum
kendime. İnsana saygı ile alakalı. Her iki tarafında birbirine gösterecekleri
saygı… Mevlana yol ışığım diyor ki:
"Söz söyleyen
kemal sahibi olursa, marifet ve hakikat sofrasını serdi mi, o sofrada her türlü
yemek bulunur.
Herkes orada gıdasını
bulur."
Oy
– oy – oy…
Neler
anlatmış bu iki cümlede. İnanmak mümkün değil. Ben diyorum ki
Bunun
için anlatmanın edebini bilmeliyiz. Dinlemenin de edebini öğrenmeliyiz. Anlatanın
fütursuzluğu kadar, dinleyenin vurdumduymaz tavrı yok mudur? Anlatan kendi ile
ilgili konuları kadar anlatır ki, yaptığı işi anlatır – anlatır – anlatır.
Dinlersiniz. Bu sizin karşı taraftaki ile yakınlığınızla da dinlemeniz arasında
bir bağ vardır ki dinlersiniz! Nasıl? Şöyle; Sevdiğinizse, yakınınızsa,
anlattıkları sizi sıksa bile o kişi çok emek vermişse, çok uğraşmışsa
dinleyin ne olur? Hiçbir şey olmaz. Dinliyoruz zaten ha bir eksik ha bir fazla…
Konuşurken
imtina edin. Sıkmayın. Ne kadar konuşursanız konuşun artık biliyoruz ki o
sadece duymak istediklerini duyuyor.
Nazan Şara Şatana

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder