Zeynünnisa Zeynep Hatun
Divan edebiyatının bilinen ilk kadın şairleri.
Mihri Hatun
Mihrünnisa ya da Fahrünnisa
Mihrî mahlasını kendisi de
bir şair olan babası Mehmet Çelebi bin Yahya (Belâyî)’dan almıştır.
Fatih dönemi şairlerinden olan Mihrî Hatun, Zeynep Hatunla birlikte adı bilinen ilk Türk kadın şairlerindendir.
Fatih dönemi şairlerinden olan Mihrî Hatun, Zeynep Hatunla birlikte adı bilinen ilk Türk kadın şairlerindendir.
&
İki hanımefendi Fatih
döneme imza atmışlar.
Onlar Şairlermiş.
Size Fatih Zamanında yaşamış, cesur kadınlardan söz etmek istiyorum. Zeynep ve Mihri Hatunlardan... O dönemin muhteşem hanımefendileri… Düşünün Fatih Sultan Döneminde yaşamış hanımefendilerin isimleri hala bu günlerde anılıyor. İki hanımefendi için tarih şöyle yazıyor:
Çağdaşı olan Mihri Hatun
ile aralarında latifeler ve karşılıklı şiir
söyleşmeleri vardır.
Zeynünnisa Zeynep Hatun
15. yüzyıl
Amasya'da yaşamış bir kadı
kızı ve bir kadı eşidir.
Divan edebiyatının
şekillenme döneminde Fatih çevresinde hissedilen verimli sanat iklimi, sanata
ve sanatçıya hasredilen teşvik bu iki kadın şairin varlık göstermesinde de
etkili olmuş olmalıdır.
Divanı, Sultan Mehmet adına
düzenlenmiştir.
Düşünsenize şu anda her
imkânımız var. Bilgisayar, internet, televizyon, gazeteler olmasına karşın ses
duyurmak bu kadar zor iken, bu iki hanımefendi seslerini ziyadesi ile
duyurmuşlar.
Önce Zeynep Hatun’dan söz
etmeliyim.
Tarih onun tam olarak
hangi şehirli olduğunu kesinleştirmemiş. Kimilerine göre Kastamonu’lu bazıları
göre de; Amasya’lı…
Zeynep Hatun, babadan ve
Eşden yana şanslı bir hatunmuş. İki anlayışlı erkek... Babası ve eşi
kadı’imişler. O dönemin üst sınıf yöneticileri. Özellikle eşi İshak Efendi,
eşinin şiire olan sevdasını, isteğini devamlı desteklemiş.
Zeynep Hatun, özellikle o
dönemde yaşayan kadınlar gibi uysal, sessiz bir yapıya sahip değilmiş. Tam
tersi sesiz, her şeye boyun eğen kadınları da özellikle şiirlerinde devamlı
eleştirirmiş.
Zeynep Hatun, kültürlü bir
ailede ve muhitte yetişmiş. Arapça şiirler söylüyormuş ki, sonradan Farsça’da
öğrenmiş.
Musikiye de önem veren
Zeynep Hatun, beste yapabilecek kadar musikiye de hâkimmiş.
Fatih adına tertip edilmiş
bir Divan sahibiymiş.
Senin hüsnün benim aşkım senin cevrin benim sabrım
Cihanda dem-be-dem artar tükenmez bî-nihâyettir,
&
Senin hüsnün benim aşkım senin cevrin benim sabrım
Cihanda dem-be-dem artar tükenmez bî-nihâyettir,
&
Mihrî Hatun: Mihrünnisa ya da Fahrünnisa
Mihri Hatun denilince akan
sular duruyor. Nedenleri o kadar çok ki. Bir kadın düşünün çok ünlü birinin bir
sanatçının kızı olsun. Babası gibi şair olsun. Dolayısı ile kültürlü, bilgili sanatsever
bir topluluk içinde yetişsin, bütün bunlar yetmiyor gibi olağan üstü güzel
olsun. Öyle bir güzellik ki görenlerin başını defalarca çevireceği bir
güzelliğe sahip olsun ama hayatı boyunca hiç evlenmesin. Güzelliği düşünün
dillerde dolaşıyormuş. Bu nasıl mümkün olabilmiş? Ona çok evlenme teklifleri
gitmiş. Hiç birini kabul etmemiş.
Mihri Hatun o zamanlar
kimsenin kolay – kolay elde edemeyeceği mertebelere ulaşmış.
Sultan II. Bayezid ve oğlu Şehzade
Ahmed’in Amasya Valiliği sırasında kentte toplanan bilgin ve sanatkârların
meclislerine katılmış.
Çok önemli bir ayrıntı
dikkatimi çekti. Bakın şurada ne yazıyor:
Dönemine göre serbest bir
yaşantının sahibi olan Mihrî, tarihçi Hammer tarafından “Osmanlılar’ın
Sapho’su” olarak isimlendirilmiş…
Ayrıca yazılanları şöyle
de aktarmak istiyorum sizlere:
Çevresinde platonik
aşklarına dair fısıltılar daima mevcut bulunan Mihrî’nin, Müyyedzâde
Abdurrahman Çelebi ve Sinan Paşazâde İskender Çelebi’ye duyduğu aşka dair
ipuçlarına şiirlerinde de rastlamak mümkündür.
Evinde düzenlediği edebî
meclisler gibi, samimi kadın duygularını çekinmeksizin şiirinde terennüm etmiş
olması cihetiyle de, kendisinden sonra yetişenler arasında en çok XIX. asır
şairi Nigâr binti Osman’a benzetilebilir.
Ona erken bir Nigâr Hanım
olarak bakmak mümkündür.
Kolay söyleniyormuş
izlenimi veren sade bir şiiri vardır ve bunlar arasında en başarılı bulunanları
nazireleridir.
Dönem şairlerinden
Necati’nin etkisinde kalan Mihrî’nin, şiirlerini Necati’ye gönderdiği ve onun
şiirlerine nazireler yazdığı bilinmektedir.
1506 yılında Amasya’da
ölen Mihrî Hatun’dan geriye eser olarak Divan’ı kalmıştır.
Necati’nin ünlü Döne Döne
redifli gazeline nazire olarak yazdığı ve;
Âteş-i gamda kebâb oldu ciğer döne döne
Göklere çıktı duhânımla şerer döne döne
Âteş-i gamda kebâb oldu ciğer döne döne
Göklere çıktı duhânımla şerer döne döne
&
Nice yürekli Kadınlara
Nazan Şara Şatana

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder