Kapadokya’da
Başka Bir Dünya Var.
nazanss.blogspot.com
Orası Gizemler
Ülkesi,
Orası
Bilinmeyenler Ülkesi
Orası Beyaz
Atlar Ülkesi…
Çok
sevdiğim bir yerdir Kapadokya. Orada kendimi farklı hissederim. Farklı olurum.
Nedenini hiçbir zaman bilemedim. Ben turizmci kimliğimle Otel 2 kitabımı ‘Kapodakya-Güzel
Atlar Ülkesi’ni kapadokya için yazmıştım.
Taşlar 2023 kitabımda Kapadokya’da geçen bir
konuyu işlemiştim. Dizi senaryosu olalarak hazırladığım ve görüşmeleri hale
sürmekte olan Şaşkın adlı komedimde yine Kapadokya’da geçiyor. Durun
daha bitmedi. Böyle tek – tek sayarsam bayağı adet tutacak kadar çok Kapadokya
bölgesi ile dolu dopdolu yazdıklarım var.
Bana oralar sihirli geliyor derken asla
abartmıyorum. Akıl da erdiremiyorum.
Hiç unutmuyorum, Göreme’deydi bir yeri dolaşırken
garip bazı duygular hissetmiştim. O zaman Aynadaki Kadın adlı romanımı
yazmıştım.
Gerçeten tanımlayamıyorum. Bildiğim ve defalarca
tekrarladığım orası bilinmeyen bir yer ve sırlar ülkesi. Oraya Beyaz Atlar
Ülkesi denmesindense sırlar ülkesi denmesi daha iyi bence…
Sizlere
oraları anlatmak istiyorum. Ben defalarca gittim. Turizmci kimliğimle orada bir
otel açtım.
Turist
kimliğimle oraya birkaç kez gittim.
Yazar
kimliğimle bulundum.
Gazeteci
kimliğimle de birçok film setine gittim.
Gördüğünüz
gibi çok gittiğim iyi bildiğim bir yer benim Ürgüp ve Göreme…
Tabi
bu bölgenin peri bacaları ile ünlü olduğunu söylemeye gerek yok sarınır.
Bu
peri bacaları tuhaftırlar. Koni biçimindederler ve her yere saçılmışlardır.
Bunlar nasıl bir şey diye zaten ilk başta ondan şaşıyorsunuz. Birinci gizem
daha uzaklardan sizi sarıyor, sarmalıyor. Onların nasıl oldukları da enterasan.
Erciyes Dağı bir zamanlar volkanık bir dağ olduğundan canı sıkıldıkça
patlarmış, ne patlamak ama… Bu patlamalar sonunda bu plato, volkonik sünger
taşıyla kaplanmış. Yumuşak ve gözenekli kaya, yoğun bir erozyonla, yükselen koniler
oluşturmuş, yükselen kuleler oluşturmuş. Eee haliyle burası değişik bir yer
olmuş. Eskilerde yani eski dedimse çoook eskilerde insanlar bu kayaları
oymuşlar ev yapmışlar içinde yaşamaya başlamışlar. Kapadokya’lılar söylerler.
Bunların içleri yazın çok serin kışın çok sıcak olur derler. Bundan iyisi!
Zamanla burada oturanlar kendilerine yer yurt yaptıklarından, yaşamda devam
ettiğinden geçen zamanla birlikte buralar daima şekillenmiş. Gizemler arttıkça
artmış.
Şimdi
ikinci büyük sırra geleceğim ki beni en çok şaşırtan, etkileyen bölümdür.
Taşlar kitabımı buradan esinlenerek yazdım. Bura dediğim yer; yer altı
şehirleri…
Tavuğunu
kaybeden birinin nevşehir-Derinkuyu’da yerdeki deliğe girip kaybolmasından
sonra tavuk arayalım, tavuğu bulalım derken koskocaman bir yer altı şehrini
bulmuşlar. İşe bakınız lütfen…
1960’lı
yıllarda olan bu olaydan sonra yer altı şehirleri ardı ardına bulunmaya
başlanmış. Derinkuyu’dan sonra Kaymaklı yer altı şehri bulunmuş. Ben bu yer
altı şehirlerini gezdim. Hayatın durduğu yermi desem, başka bir dünya mı desem,
film setine gelmişizde fantastik bir film dekorunun içindemiyiz desem ne desem
bilemiyorum. Yerin altında bir şehir kurulmuş. Bir değil birçok şehir ve
onlarca insanlar burada yaşamışlar uzuncaaaa süreler. Nasıl sihirli olmaz
oralar, nasıl şaşırılmaz?
Size
biraz derinkuyu’dan söz edeyim.
7 ana kenti,
6 ara kat
Toplam 13 kat…
Bunlar
şu ana kadar açılanlar kimbilir belkide kazıdakça, çalışmalar sürdürçe belki
daha çok katlar çıkacaktır. Bilinmeyenler olduğundan bilmek tabiki mümkün
olamıyor.
Derinkuyu
yer altı odalarının birbirleriyle bağlantıları dehlizler ve merdivenler.
Dehlizler çok dar, merdivenler çok dik…
Süleyman
babam anlatmıştı. Kayserinin birçok köyünde de böyle yer altı dehlizleri, yer
altı şehirleri varmış. Açılmamış. Daha tam olarak oralarda çalışmalar
yap0ılmamış kibliir oralarda da çalışmalar yapılsa neler çıkacak ortalara.
Hatta Süleyman babam derki:
“Bizim
köydende onlarca kişiler bu dehlizlere gittiler korktukları için kayboluruz
diye düşündüklerinden geri döndüler.”
Buraların
bulunmayışlarının ya da geç bulunmalarının sebeplerinden biride kapı görevi
yapan değirmen taşı büyüklüğünde masif değirmi taşların olması. Onların tam
yerinde durdukları zaman arkalarında bir başka dünyanın olduğunu anlamak mümkün
değilki… O kapı taşları oldukça mühendislik harikası. Dışarıdan açmanız zor ama
içeriden oldukça kolay. Sürme kapılar şeklinde planlanmış.
Burada
aileler yaşamış olmalıki yanyana odalar, mutfak yaşam üniteleri yapılmış.
Bunların haricinde büyük ambarlar, dinlenme yerleri, mutfaklar, Pazar yerleri
ve şarap mahzenleri varmış. Ben duyduğumda çok şaşırmıştım.
Düşünebiliyormusunuz? 30 bin kişiyi rahatlıkla barındırabilecek bir kapasitede
burası… düşünün lütfen burada havalandırma olduğu gibi su sistemi bile var.
Elliden fazla havalandırma bacası olan bu yerde kimse havasız kalmamış, su
kuyularına şaşırmamak ise ne mümkün. 50m.lik derinliği olan kuyuların olması
bir hayli şaşırtıcı değil mi?
Birde
tüneller var.
Bu
yer altı şehirleri birbirlerine tünellerle bağlı… Bir dolambaç gibi… Ana
dehlizlerden çıkan yollar, ara dehliz yolları ile birleşiyor. Bunların
dışarılara açılan yerleri de ar ki onlarda vadilere açılıyorlar. Şaşkınlığım
devam etmekte…
Bakın
kapadokya’nın altında 30 km. kadar uzanan iki ayrı ana tünelin kavşak noktası
varmış. Bu tünellerden biri, Kaymaklı
derinkuyu’ya ve ötekide Kapadokya merkezinde yer alan Göremeye bağlıymış.
Arkeologlar;
Kapodakya’da tüm yer altı şehirlerinin, kilometrelerce uzanan dehlizler ve
tünellerle birbirlerine bağlı olduklarını ve devasa bir yer altı şebekesinin
düğüm noktalarından biri olduğunu söylüyorlarmış.
Beyaz
Atlar Ülkesi kitabımı yazarken bu konudu bir hayli bilgilenmiştim. Güzel Atlar
Ülkesi olarak kapadokya diyen Persler mi bu yer altı şehirlerini kurmuşlar,
yoksa Hitit’liler mi ya da Hıristiyanlarmı? Buna kesin olarak bir cevap
verilemiyormuş.
Sadece
bir olay varki, bu çok önemli işte ben bunu taşlar kitabımda işlemiştim.
Buraları yapmak bundan asılarlar önce hangi teknoloji ile mümkün olmuş. Nasıl
yer altında böyle yerler yapılabilmiş. Bunlar şimdiki imkânlarla bile bu kadar
zor iken. Yapılmış bu yer altı şehirlerini açmak, düzenlemek, restero etmek
bile bu günün imkânlarında uzun yıllar alırken onlar nasıl yapmışlar. Onlar
kimlermiş?
Hiçbir
arkeolog buraların Hıristiyanlar tarafından yaptığına dair bulguları
olduklarını söylemiyorlarmış. Onlar buldukları bu yerleri kullanmışlar.
Kaçtıkları için bu yer altı şehirlerine sığınmışlar. Bunları asıl yapanlar
kimler?
Hıristiyanların
yaptıklarını düşünmemelerinin bir sebebi de beslenmeleri. Tarımın açık havada
yapılamesi gerektiği. Tarlalar açık havada olduğuna göre orada ekip
biçtiklerine göre neden yer altı şehirlerinde yaşasınlarki…
Bir
başka yazıda haklı bir şeyden söz ediliyordu.
Diyelimki
Hıristiyanlar bu yer altı şehirlerini yaptılar. Bunları gizli saklı
yapacaklarki düşmanlarından kaçtıklarına göre. O zamanda bu kazdıkları
toprakları yani yığınları nereye koymuşlar. On üç katlı bir yer oyanlar içinden
çıkan malzemeleri nereye gizleyebilirlerki…
Taşlar
kitabını yadığım sürede sadece bizdeki yer altı şehirlerini değil dünyanın bir
çok yerindeki yer altı şehirlerinin de olduğunu öğrenmiştim.
Hale
yeraltında yaşayan insanların olabiliceğinide.
O
zaman ben Agarta ve Şambala olayını da öğrenmiştim. Kitabımda bunlardan da uzun
uzadıya söz etmiştim.
Kimdi
bu yer altında yaşayanlar.
Bunlar
gerçektean mu kıtasından kaçan mrahip bilim adamlarının soylarımıydılar ve
medeniyette o dönemlerde bile bu zamandarn çok ileridemiydiler.
Ve
tabiki uzaylılarla buraların bağlantısı varmıydı?
Dünyanın
birçok yerinde yer altı şehirleri neden var?
Yer
altı dehlizleri, tünelleri neden var?
Yeraltında
insanlar neden yaşıyorlar?
Tarihte
neden yeraltında şehirler kurulmuş ve yaşanmış?
Bir
sürü nedenler ve ilinmeyenler.
Ben
kitabımda bunların bir kısmının yani bilinmeyenlerin bilinir hale getirecek
bilgiler edinmiş ve yazmıştım…
Kapadokya
bilinmeyen bir yer, sırlarla dolu anlaşılaması mümkün olmayan…
Orası
Gizemler Ülkesi,
Orası
Bilinmeyenler Ülkesi
Orası
Beyaz Atlar Ülkesi…
Bu
sene yine Kapadokya’ya gideceğim.
Yeni
araştırmalarım var.
Meraktayım
kimbilir yeni neler öğreneceğim…
Nazan Şara
Şatana
nazanss.blogspot.com



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder