Turizm Nedir?
nazanss.blogspot.com
Yani özetle,
Görmek,
Öğrenmek,
Gezmek,
Dinlenmek
en çokta
ruhumuzu zenginleştirmek isteriz.
Gazetecilikten
turizme geçmiş, 18 yıl gibi bir zaman diliminde acente ve turizm tesislerinde
çalışmış, üst düzey yöneticisi iken kitaplarımla baş başa kalmak için Turizme
veda etmiş biriyim.
Turizmde
bütün departmanlarında çalıştım diyebilirim.
Yönetici
olmak için yönettiğiniz çalışanlarınızın ne yaptıklarını bilmeniz gerekir.
Turizmci
ve yazar kimliğimle Turizm seri kitapları yazdım.
OTEL
1 UZUN BİR GECE
ETİL
2 – KAPADOKYA BEYAZ ATLAR ÜLKESİ
Ve
yayınlanmamış hazır olan seri kitaplarımdan bir kaçı daha.
Bu
kitaplar turizm neferlerinin işine yaradı.
Bu
beni mutlu eden bir olaydır.
Yazacaklarımı
turizmi sonradan öğrense de iyi öğrenmiş uzun yıllar yöneticilik yapmış
birinden okuyacaksınız.
Buyurunuz…
Turizm
çok detaylıdır. İçeriğini sayamazsınız boşuna uğraşmayın. İyide nedir turizm?
“Turizmi
birçok şekilde anlatabiliriz. Genel ve özet olarak yapabilirsek şöyle deriz.
Turizm biz tatil diyelim öyle başlayalım, ilk önce
dinlenmek amaçlıdır. Dinlenirken eğlenmek te isteriz. Gittiğimiz yerleri
görmek, kültürel yapılarını incelemek isteriz,
Yani özetle,
görmek,
öğrenmek,
gezmek,
dinlenmek en çokta ruhumuzu zenginleştirmek isteriz.
Turizm denilince aklımıza sadece insanların bir yerden
bir yere gitmeleri gelmez. Kültürel, iktisadi ve toplumsal bilgileri de
ediniriz.
Bu iki türlü alışveriştir. Bir turist gittiği yere
para bırakır, onun karşılığında o ülkelerin güzelliklerini görür, o ülkeyle
ilgili birçok konuda bilgi edinir.
Çifte
kazançtır bu maddi ve manevi…
Şimdi
birazda Turizm nasıl olmuştur ondan söz edelim.
İngilizler XIX Yüzyılda Avrupa’ya çeşitli
nedenlerle giderlermiş.
İşte ilk kez o sıralarda turizm sözcüğünün kullanıldığı
biliniyor. Sonra yayılmış tabi özellikle ikinci dünya savaşından sonra bu eylem
dünya çapında olmaya başlamış.
Önce sadece zenginler hatta onlardan önce
gezginler çıkmışlar bu turizm sözcüğünün içindeki olaylara, sonra konforlar
geliştikçe parası olanlar dâhil olmaya başlamış.
Bundan sonra mecburi bir şekilde turizm adına
gelişmeler olmaya başlamış.
Toplumsal gelişimler. Yani oteller, pansiyonlar,
moteller, tatil köyleri ve turist ağırlanacak birçok yer!
Gelen turistlerin;
Barınmalarını
sağlamak için iyi otellere,
Otellerde
eğlenmeleri için iyi animasyonlara,
Onları
ilk başta yönlendirecek iyi acentelere,
Onların
dilinden ve derdinden anlayacak rehberlere,
Denize
girebilecekleri mavi bayrak almış sahillere,
Aynı
şekilde standart ölçülerde sağlık açısından gerekli tüm tedbirlerin alındığı
açık ve kapalı havuzlara, saunalara, hamamlara, toplam olarak SPA hizmetleri
verecek ünitelere, sağlık hizmetleri verecek doktor ve hemşirelere.
Deniz
ve salon sporlarını yapacakları malzemelere…
Bunlarla kalmıyor tabi.
Buraların
konforlu olmaları,
Personelin
bilgili, eğitimli, dil bilen ve güler yüzlü olmaları,
Ulaşım
kolaylıkları.
Bunun gibi birçok
şeylere…
Biz turizmi nerelerden
öğrendik.
Hancılıkla başladık,
sonra Rumlardan pansiyonculuk hakkında bilgi edindik ve ardından da;
İlk yapılandırmalarımız
şöyle başladı.
Bir alıntıyı aktaracağım burada:
İstanbul'un 19. yy'da Batı'nın ekonomik
egemenliğine en fazla açıldığı dönemde, konforlu bir otele ve restoran
salonlarına doğan ihtiyaca cevap olarak ortaya çıktı.
1883'te Uluslararası Yataklı Vagonlar Şirketi (La Compagnie Internationale des Vagons-Lits), konforlu
vagonlarla yapılan Şark Ekspresi seferlerini ilk kez Romanya'ya kadar uzatmış, yolcularını da vapur
aktarmalı olarak İstanbul'a ulaştırmıştı.
Ancak o dönemde İstanbul'da zengin
müşterilerin taleplerini karşılayabilecek kapasitede bir otel yoktu.
Başlamış olan bu trafik Batı
metropolleri standardında bir palace
oteline ihtiyacı artırmıştı.
Mimari çizimlerini Alexandre
Vallaury’nin yaptığı otelin 1892'de başlayan kuruluş çalışmaları 1895 başlarında bitirildi.
Uluslararası Yataklı Vagonlar
Şirketi de kendi işletme şirketini kurarak otelin yarı mülkiyetine sahip oldu.
Açılışından I. Dünya Savaşı'na kadar geçen yaklaşık 20 yıl, otelin en parlak dönemi olmuştur.
Devrinin bütün konforuna, ayrıca bir
şark sarayının gizemli atmosferine sahip olan tesis, Osmanlı ricali ve
İstanbul'da yaşayan yabancıların ilgisini çekmiştir.
Aslında
biz adının turizm denilen bu ağırlama şeklini oldum olası biliriz. Bunun adı
misafir değil midir? Tesislerde personelimiz müşteri dediğinde uyarmaz mıyız?
“Hayır.
Müşteri değil, misafir.”
Misafir
ağırlamayı biz çocukluğumuzda öğreniriz. Dinimiz de bu çok önemlidir.
Nitekim
bir hadis-i şerifte, şu ifadelere
yer verilmiştir:
“Misafir, rızkıyla gelir, ev sahiplerinin günahlarının affedilmesine vesile olarak çıkıp gider.”
“Misafir, rızkıyla gelir, ev sahiplerinin günahlarının affedilmesine vesile olarak çıkıp gider.”
(Aclûnî,
1/88, 2/36).
"Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimse, misafirine ikram
etsin!" (Buhârî,
Edeb, 85; Müslim, Îmân, 74) buyuran Peygamberimiz (asv), ayrıca misafire
ikramda bulunan bir ev halkına hayır ve bereketin çok hızlı bir şekilde
ulaştığını bildirmiştir. (İbn-i Mâce, Eti'me, 55)
Bizlere
buyurulanlara bakınız.
Bizler
çocukluğumuzdan beri misafiri biliriz ve ona göre hareket ederiz.
Evlerimizi
misafir geleceği zaman her zamankinden daha çok temizleriz, yemeklerimize daha
çok özen gösteririz, güler yüzle karşılarız, selametle der uğurlarız.
Gelenlerin
dilinden anlayacak şekilde konuşuruz. İkramlarımızı dikkatlice sunar ve çokça
sunarız. Misafirlerimizi rahatsız edecek şeyler söylemeyiz ve yapmayız.
Biz
bunları hep bilmişizdir. Ailelerimiz bize bunları çocukluğumuzda
öğretmişlerdir.
Bizler
hepimiz biliriz. Biliriz ki;
Misafir kısmeti ile gelir,
Misafirin başımızın üstünde yeri
vardır.
Çağrılan yere erinme, çağrılmayan yere görünme.
Çağrılan yere gitmek sünnettir.
Çağrılan yere gitmek sünnettir.
Gelmek iradet, gitmek icazet iledir.
Gelmek insanın kendi elindedir, ancak, ayrılırken izin istemek zorundadır.
Gelmek insanın kendi elindedir, ancak, ayrılırken izin istemek zorundadır.
Misafir
on kısmetle gelir, birini yer, dokuzunu bırakır.
Misafir kısmeti ile gelir; onun yediği, içtiği ev sahibine yük olmaz.
Misafir kısmeti ile gelir; onun yediği, içtiği ev sahibine yük olmaz.
Sizlerde bu satırları okuduğunuzda çocukluğunuzu
düşünmediniz mi? Sizlere de öyle öğretmediler mi? Öğrettiler.
Biz misafiri severiz. Peki değişen bir şey var mı?
Hayır yok.
Bizler misafirlerimiz gelsin diye bekleriz.
Gelenleri güler yüzle karşılar, mutlu oluruz, onları da mutlu etmeye çalışırız.
Biz misafirperver bir milletiz.
Yabancıların turizm dedikleri bir başka yerlere
gitmeyi, biz tarih boyunca yaptık ve hiç karşılık beklemedik.
Turizm
onun için yabancısı olduğumuz bir şey değildir.
Nazan Şara Şatana
nazanss.blogspot.com

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder