8 Ekim 2017 Pazar





Köyde Yaşıyorsan Şanslısın
Neden mi?


nazanss.blogspot.com




Bir arkadaşım bana çocukluğunun köyde geçtiğini anlattı. Ne kadar çok imrendim.
Köyde doğmak nasıl bir duygu?
Hep merak etmişimdir.
Ben köyde doğanları hep çok şanslılar kategorisinde görmüşümdür.
Sadelik ve huzur…
Yozlaşmadan yaşanan hayat trafik, sesler, riyakârlık yok. Gösteriş en sade halinde...
Makyaj için uğraşmayacağınız gibi, kuaför için zaman harcamıyorsunuz.
Moda sizi neden ilgilendirsin.
Temiz, pak olduktan sonra.
Tanımadığınız insanlara kendinizi tanıtmak için uğraşmıyorsunuz.
Gizli yok, saklı hiç yok.
Herkes birbirini biliyor, tanıyor.
Bu nasıl bir duygu?
Ben bilmiyorum. Yerleşik düzen!

Hep aynı yerde yaşamak!
Bizler şehirli üstüne de memur ailesi olunca, yaşadığın şehir geçici memleketin oluyor.
Sonra şehrin birine yerleşiyorsun.
Buyurunuz yeni eskiteceğiniz yer!
Zaman bir süre sonra hızla geçmiş oluyor ki, eskiler yenilerin baskınlıkları ile ya aklın ücra köşelerine saklanıyorlar, ya da korkudan kaçıp gidiyorlar.
Şehirdeki kalabalık içindeki yalnızlık başlamış oluyor ve sürüyor…
Bu garip bir yalnızlık!

Büyükşehirde yaşıyorsanız yandınız, hem de nasıl yandınız?
Sokaklar kalabalıktır, caddeler de öyle.
Metro, otobüs, dolmuş ha keza!

Kendi arabanızda iseniz başka bir büyük dert vardır başınızda, trafik ana baba günüdür.
Çok kalabalıksınız.
İş yeriniz kalabalık, yemek yediğiniz yerler de dolayısı ile dolu tabi…
Sonra akşam, evinizdesiniz.
Sitenize girdiğinizde güvenlik memuru ile gözlerle selamlaşma, komşuları bilmeme, kimseyi tanımama faslı…
Kapı komşunuz kim?
Bilmem.
Kimse bilmiyor.
Yalnızlık bu işte...

İlk anda içeri girildiği zaman hoş, dinlendirici… Uğultular, gürültüler, bağrış, çağrış dışarıda kaldı. Ohhh. Buraya kadarını anladık.
Beş dakika geçti, on dakika, yarım saat sonra bir saat iki saat.
Offf sıkıldım.

Televizyonun karşısında suskun beraberlik!
Kanepede geçen geceler, tutuk bel ve omuzla gecenin bilmem kaçında yatağa gitmek ve çalar saatle birlikte; maraton aynı yerden devamlarda...

Arkadaşımda şöyle anlatmıştı.
Sabah güneş doğarken kalkarız.
Çoban malları almaya gelir veririz.
Kahvaltı için daha önceden ekmeğimizi ya da yufkamızı hazır etmişizdir.
Arkadaşım anlatıyor ben bende kalanları aktarayım. Bakın bana hak vereceksiniz:
Hani şimdi en lüks yerlerde deniliyor ya köy kahvaltısı! Onlar zaten köydeler köy kahvaltı lüks değil, her gün sabah bu lezzetle güne başlıyorlar, sabahın enfes, nazik, nazenin vaktinde…

Horoz sesleri, hayvanların boyunlarındaki çıngırakların sesi birbirine karışmışken, buna birde köy aroması dâhil oluyor. Çeşitli kokular. Toz, tezek, çim…

Sonra günlük işler.
Ha bu arada en önemlisini unuttum.
Sabahın kör karanlığında, hayvanlar sağılacak, sütler alınacak, yumurtalar toplanacak, hamur yoğrulacak, tandır yakılacak.

Bunlar ağır olmayan işler, ağırları daha ileride.
Bir değişiklik var bu anlatımlarda bir eksik.
Arkadaşım demişti ki. Kimse kızgın, hırçın, kaygılı, asabi uyanmaz.
Öyle mi, niçin?
Niçin mi?
Evet…
Niçin olacak.
Bizler bir avuç insanlarız.
Kederimizi de paylaşırız, sevincimizi de, ekmeğimizi de yemeğimizi de.
Biz çok yorulmayız.
Köylülerin ortak yaptığı işlerin adı imece değil midir? Şehirlinin duyduğu bir türlü beceremediği!

Evet.
İmece.
İşte birlikte yaparız.

Biz kadınlar, birlikte üzüm toplarız, üzüm ezeriz, kaynatırız. Pekmezimi de, peynirimizi de eriştemizi de birlikte yaparız.

Vay be ne güzel!
Siz bunları yaparken ne konuşursunuz.
Her şey Dallas bile. Dallas’mı?
Sözün gelişi Dallas... Fatmagül’ün suçu ne? Muhteşem Yüzyıl…
Tabi bizim de televizyonumuz var, çamaşır makinemiz, elektrik süpürgemiz var.
Doğru artık her yerde var.
Tabi akşamları bizde televizyon izleriz ama sizin gibi açılışı yapıp, kapanışa kadar kanal – kanal gezip, boş yere beklemeyiz.

Bizler sabah erken kalkarız.
Ondan erken gelir uykumuz.
Sağlıklı oluruz.

Ayın, bulutların, havanın, karanlığın vücudumuzu şekillendirdiği kıymetleri sessiz yataklarımızda alırız.

Bizler yün yataklarda yatarız.
Televizyonumuz olabilir ama hala yün yataklarımız da vardır.
Bizler her şeyin en iyisini yaparız.

Tarlaya gideriz.
Bağa, bahçeye gideriz.
Bazen şarkı söyleriz, bazen hikâyeler anlatırız.
Büyükler gençlere nasihatlerde bulunur.
Nasihat edenin eli öpülür.
Kimse demez ki:
“Ben bilmiyor muyum? Senin söylemene gerek yok.”
Büyüğe saygı vardır.
Büyükler sevilir sözleri dinlenir.
Köyde ev işi kolaydır, tarla işi daha bir zordur.
Kadınlar burada güçlüdür.
Kadınlar burada kuvvetlidir.
Çocuklar kadınların emanetidir, canıdır ciğeridir.

Bebeğini sırtına bir bohça ile bağladı mı soluğunu tarlasında alır.
Aslanlar gibi çalışır…

Onlar eşlerinden de şüphelenmezler.
Akşam erkekler bir yerde toplanırlar da kadınlar toplanmazlar mı?
Toplanırlar.
Gülerler, konuşurlar.
Kısa zamanlardan büyük mutluluklar çıkartırlar.

Bunları ve daha nicelerini anlattı arkadaşım fırsat oldukça sizlere aktaracağım.

Bizler de büyük zamanlardan kısa mutluluklar arıyoruz.

Sizlere sorayım şehirli hemşehrililerim.
Uzun zamanlarda kısa mutlulukları.
Bulanlar da sanıyorum yaşadığı ana mutlu kelimesinin içeriğini sığdırıyorlardır.
Gerisi hikâyedir çünkü…

Bir gün mutlaka, bir gün mutlaka ben de bir köye yerleşeceğim…


Nazan Şara Şatana

nazanss.blogspot.com


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder