Köyde
Yaşıyorsan Şanslısın
Neden mi?
nazanss.blogspot.com
Bir
arkadaşım bana çocukluğunun köyde geçtiğini anlattı. Ne kadar çok imrendim.
Köyde
doğmak nasıl bir duygu?
Hep
merak etmişimdir.
Ben
köyde doğanları hep çok şanslılar kategorisinde görmüşümdür.
Sadelik
ve huzur…
Yozlaşmadan
yaşanan hayat trafik, sesler, riyakârlık yok. Gösteriş en sade halinde...
Makyaj
için uğraşmayacağınız gibi, kuaför için zaman harcamıyorsunuz.
Moda
sizi neden ilgilendirsin.
Temiz,
pak olduktan sonra.
Tanımadığınız
insanlara kendinizi tanıtmak için uğraşmıyorsunuz.
Gizli
yok, saklı hiç yok.
Herkes
birbirini biliyor, tanıyor.
Bu
nasıl bir duygu?
Ben
bilmiyorum. Yerleşik düzen!
Hep
aynı yerde yaşamak!
Bizler
şehirli üstüne de memur ailesi olunca, yaşadığın şehir geçici memleketin
oluyor.
Sonra
şehrin birine yerleşiyorsun.
Buyurunuz yeni eskiteceğiniz yer!
Zaman
bir süre sonra hızla geçmiş oluyor ki, eskiler yenilerin baskınlıkları ile ya
aklın ücra köşelerine saklanıyorlar, ya da korkudan kaçıp gidiyorlar.
Şehirdeki
kalabalık içindeki yalnızlık başlamış oluyor ve sürüyor…
Bu
garip bir yalnızlık!
Büyükşehirde
yaşıyorsanız yandınız, hem de nasıl yandınız?
Sokaklar
kalabalıktır, caddeler de öyle.
Metro,
otobüs, dolmuş ha keza!
Kendi
arabanızda iseniz başka bir büyük dert vardır başınızda, trafik ana baba
günüdür.
Çok
kalabalıksınız.
İş
yeriniz kalabalık, yemek yediğiniz yerler de dolayısı ile dolu tabi…
Sonra
akşam, evinizdesiniz.
Sitenize
girdiğinizde güvenlik memuru ile gözlerle selamlaşma, komşuları bilmeme,
kimseyi tanımama faslı…
Kapı komşunuz kim?
Bilmem.
Kimse bilmiyor.
Yalnızlık bu işte...
İlk
anda içeri girildiği zaman hoş, dinlendirici… Uğultular, gürültüler, bağrış,
çağrış dışarıda kaldı. Ohhh. Buraya kadarını anladık.
Beş
dakika geçti, on dakika, yarım saat sonra bir saat iki saat.
Offf
sıkıldım.
Televizyonun karşısında suskun beraberlik!
Kanepede geçen geceler, tutuk bel ve omuzla
gecenin bilmem kaçında yatağa gitmek ve çalar saatle birlikte; maraton aynı
yerden devamlarda...
Arkadaşımda
şöyle anlatmıştı.
Sabah
güneş doğarken kalkarız.
Çoban
malları almaya gelir veririz.
Kahvaltı
için daha önceden ekmeğimizi ya da yufkamızı hazır etmişizdir.
Arkadaşım
anlatıyor ben bende kalanları aktarayım. Bakın bana hak vereceksiniz:
Hani
şimdi en lüks yerlerde deniliyor ya köy kahvaltısı! Onlar zaten köydeler köy
kahvaltı lüks değil, her gün sabah bu lezzetle güne başlıyorlar, sabahın enfes,
nazik, nazenin vaktinde…
Horoz sesleri, hayvanların boyunlarındaki
çıngırakların sesi birbirine karışmışken, buna birde köy aroması dâhil oluyor.
Çeşitli kokular. Toz, tezek, çim…
Sonra
günlük işler.
Ha bu arada en önemlisini unuttum.
Sabahın kör karanlığında, hayvanlar sağılacak,
sütler alınacak, yumurtalar toplanacak, hamur yoğrulacak, tandır yakılacak.
Bunlar
ağır olmayan işler, ağırları daha ileride.
Bir
değişiklik var bu anlatımlarda bir eksik.
Arkadaşım
demişti ki. Kimse kızgın, hırçın, kaygılı, asabi uyanmaz.
Öyle
mi, niçin?
Niçin
mi?
Evet…
Niçin
olacak.
Bizler
bir avuç insanlarız.
Kederimizi
de paylaşırız, sevincimizi de, ekmeğimizi de yemeğimizi de.
Biz
çok yorulmayız.
Köylülerin
ortak yaptığı işlerin adı imece değil midir? Şehirlinin duyduğu bir türlü
beceremediği!
Evet.
İmece.
İşte
birlikte yaparız.
Biz
kadınlar, birlikte üzüm toplarız, üzüm ezeriz, kaynatırız. Pekmezimi de,
peynirimizi de eriştemizi de birlikte yaparız.
Vay
be ne güzel!
Siz
bunları yaparken ne konuşursunuz.
Her
şey Dallas bile. Dallas’mı?
Sözün
gelişi Dallas... Fatmagül’ün suçu ne? Muhteşem Yüzyıl…
Tabi
bizim de televizyonumuz var, çamaşır makinemiz, elektrik süpürgemiz var.
Doğru
artık her yerde var.
Tabi
akşamları bizde televizyon izleriz ama sizin gibi açılışı yapıp, kapanışa kadar
kanal – kanal gezip, boş yere beklemeyiz.
Bizler
sabah erken kalkarız.
Ondan
erken gelir uykumuz.
Sağlıklı
oluruz.
Ayın, bulutların, havanın, karanlığın vücudumuzu
şekillendirdiği kıymetleri sessiz yataklarımızda alırız.
Bizler
yün yataklarda yatarız.
Televizyonumuz
olabilir ama hala yün yataklarımız da vardır.
Bizler
her şeyin en iyisini yaparız.
Tarlaya
gideriz.
Bağa,
bahçeye gideriz.
Bazen
şarkı söyleriz, bazen hikâyeler anlatırız.
Büyükler
gençlere nasihatlerde bulunur.
Nasihat
edenin eli öpülür.
Kimse
demez ki:
“Ben bilmiyor muyum? Senin söylemene gerek yok.”
Büyüğe
saygı vardır.
Büyükler sevilir sözleri dinlenir.
Köyde ev işi kolaydır, tarla işi daha bir zordur.
Kadınlar burada güçlüdür.
Kadınlar burada kuvvetlidir.
Çocuklar kadınların emanetidir, canıdır ciğeridir.
Bebeğini
sırtına bir bohça ile bağladı mı soluğunu tarlasında alır.
Aslanlar
gibi çalışır…
Onlar
eşlerinden de şüphelenmezler.
Akşam
erkekler bir yerde toplanırlar da kadınlar toplanmazlar mı?
Toplanırlar.
Gülerler,
konuşurlar.
Kısa zamanlardan büyük mutluluklar çıkartırlar.
Bunları
ve daha nicelerini anlattı arkadaşım fırsat oldukça sizlere aktaracağım.
Bizler de büyük zamanlardan kısa mutluluklar
arıyoruz.
Sizlere
sorayım şehirli hemşehrililerim.
Uzun
zamanlarda kısa mutlulukları.
Bulanlar
da sanıyorum yaşadığı ana mutlu kelimesinin içeriğini sığdırıyorlardır.
Gerisi
hikâyedir çünkü…
Bir gün mutlaka, bir gün mutlaka ben de bir köye
yerleşeceğim…
Nazan Şara Şatana
nazanss.blogspot.com

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder